Blindspot 1. Sezon İncelemesi

Blindspot 1. Sezon İncelemesi

İki güzel filmden sonra bu sefer de bir dizi incelemesi yapayım dedim. En son IMDB’den Batman Vs. Superman filminin kadrosunu bakarken “ya Thor filminde Sif’i canlandıran kimdi?” diye merak edip Jamie Alexander ismini keşfettim. Sonra da bakalım bu aralar ne yapıyor diye bir aradım. Ve işte kılıcın ve kalkanın eline mükemmel yakıştığı, kemikli surat yapısı ve müthiş güzelliğiyle Jamie Alexander’ın en yeni dizisi Blindspot.

Dizi New York meydanına bırakılan şüpheli bir çanta ile başlıyor. Bomba imha ekipleri, polisler derken bir görüyoruz ki şüpheli paket kımıl kımıl. Çeşitli uğraşlar sonucu içinden bir kadın çıkıveriyor dışarıya. Ancak kadın anadan üryan ve vücudu dövmelerle kaplı ve dahası hiçbir şey hatırlamıyor. Dizinin konusu da bu genellikle bu kadını kim böyle dövmeledi, kim paketledi, niye buraya koydu, niye hiçbir şey hatırlamıyor ve daha önemlisi bu dövmeler ne anlatıyor üzerine kurulu.

blindspot 2

Kısaca karakterlere bir göz atalım. Çok ulusluluğa vurgu yapmak adına çoğu dizide olduğu gibi mümkün oldukça karakterler farklı renkten ve ırktan seçilmiş.

Kurt Weller: tipik Amerikan takım lideri

Jane Doe: Jamie Alexander’ın karakteri, kılıç neyse de ateşli silahın eline yakışmadığı karakter.

Bethany Mayfair: Daha önce de Without A Trace’ten tanıdığımız Marianne Jean-Baptiste, neredeyse aynı karakter diyebiliriz.

Edgar Reade: Siyahi ajanımız, siyahiler fırlama olur klişesine uymuyor, gayet ciddi karakter

Tasha Zapata: Bir de güzel Latin koyalım ortaya demişler.

Patterson: Evet IMDB’de böyle yazıyor karakterin adını ben bile hatırlamıyorum yok herhalde. Bu kadar fit güzellerin yanına bir de hem balık etlileri temsil hem de sarışınları edecek tatlı bir karakter koyalım demişler. Çok da iyi güzel olmuş.

blindspot 3

Gördüğünüz gibi karakterlere derinlemesine pek bir şey yazamadım çünkü yok. Karakterlerin çoğu düz, başka dizilerde de rahatlıkla bulabileceğiniz karakterler. Meselâ Jane Doe aslen eski komando, (öyle diyelim) müthiş eğitimli ancak sürekli duygusal, sürekli ağlak bir karakter. Kurt Weller da maskülenlikten ölen gayet ciddi, sert bir takım liderimiz. Tasha Zapata da Latin bir hanım kızımız, öyle yani çok bir numarası yok. Ekibin balıketli şirinesi Patterson ise masum bakışlı, diziye doğal olarak renk katan bir karakter lâkin işin özü karakter değil oyuncunun kendisi. Edgar Reade ise ayrı bir düz karakter, hani siyahi diyorsun espri falan yapar, bir fırlamalık falan ama ı-ıh. Her zenci komik olmak zorunda mı? Tabii ki hayır ancak klişeler kötü olduğu sürece klişe olarak adlandırılır, iyi şekilde yapıldığında ise klasik olarak anılırlar. Mesela “Leverage” dizisi niye başarılı oldu? Birincisi dizideki soğuk havayı dağıtan duygusuz ama tatlı Parker ve renk katan Hardison vardı. Burada kim var? Hiç kimse.

blindspot 4

Ayrıca dizideki karakterlerin, kişilik olarak çok düz olmaları dışında yetenekleri de bir tuhaf. Hani biri hacker olur, biri bomba uzmanıdır, biri artisttir sadece tabanca kullanır ya da pompalı kullanır ya da hiç silah kullanmaz. Her karakterin iyi kötü bir uzmanlık alanı ve ya ilgili olduğu konu olsaydı iyi olurdu. Buna ek olarak tuhaf özelliklere de değinmem lâzım. Komandomuz Jane Doe Çince, Rusça, Bulgarca biliyor ancak hatırladığım kadarıyla hiç İspanyolca konuşmuyor. Her şeyi öğretmişler o eksik kalmış. Tasha Latin olduğu için İspanyolca biliyor bu normal, ancak Edgar nedense Urduca öğrenmiş. Dizinin birçok bölümünde farklı dilleri de bildiğini keşfeden Jane’e biri de demiyor ki “yahu şu dilde konuşalım bakalım anlayacak mı?” Çoğunlukla sarışın Patterson bir bulguyla çıkıp bugün de bunu çözdüm hadi odaklanalım diye kısa bir brifing ve sonrası aksiyon.

blindspot 5

0 hafıza ve bir sürü dövme başta ilgi çekse de sonralarında bildiğiniz CSI: bilmem ne. Pek farkı yok. 23 bölümlük 1.sezonun bir ilk 15 bölümlük özeti kısaca; balıketli güzel Patterson bir dövmeyi çözerek ekibe bir konum verir, ekip gider orayı araştırır ve araştırma esnasında ekipten biri çok zor bir şeyi çok normal olarak sanki ajanlığın cep kitabında yazıyormuş gibi çözer ve olaya devam edip kötü adamı bulurlar. Jane hiçbir şey hatırlamadığından dövmelerin yönlendirdiği olaylardaki her kötü adamın bir şey bildiği düşünülür ve öyledir de zaten ancak ne hikmetse bir türlü bu kötü adamları canlı ele geçiremezler. Bir şekilde o kötü adamlar bunlara silah çevirir ve bunlar da öldürmek zorunda kalır. 18.bölüme kadar da koldan veya bacaktan vurup canlı ele geçirmeyi akıl etmez. Böylece ne olur? Hop 40 dakika çöpe gider. Jane hakkında minicik ipuçları öğreniriz o kadar. Tabi Jane içli, Jane hüzünlü, kim bilir neler biliyordu acaba diye gözler buğulu bakmalar, ben kimim diye ağlak konuşmalar vs. vs.

Tabii ki söz konusu FBI, ya da CIA ise köstebeklik, ihanet falan olacak ya da bu iki grup bir biriyle çatışacak. “Bu olaya biz bakıyoruz, hayır biz bakıyoruz” lar. Dizinin diğer adı “Lanet Olası Federaller” bile olabilir.

blindspot 6

Hani bazı filmler vardır baştan sona eğlenir, heyecanlanır ya da gülersiniz, bazı filmler de vardır sırf sonunda ne olacak diye izlersiniz. Bu işte ikincisi oluyor. Acaba final bölümünde ne olacak diye yirmi küsür bölüm izliyorsunuz ki toplasanız 4-5 bölüm ancak heyecanlı geçiyor o kadar. Bekliyorsunuz ki karakterler 10.bölüm sonrasında oturur ama yok hâlâ hepsi dümdüz adamlar. Meselâ bu diziyi izledikten sonra yahu şu rolü oynayan acaba başka neler yapmış diye hiç merak etmeyeceksiniz. Belki Patterson’ı oynayan Ashley Johnson o kadar.

Ayrıca tuhaf bir şekilde bazı bölümlerdeki bazı çatışma sahneleri de alıştığımız Hollywood kalitesinde değil. Vurulmalar biraz tuhaf olabiliyor. Dizi aslında 13 bölümlük sezonlar hâlinde planlanmış da kanal olumsuz yanıt verince 23 bölüme çıkarılmış gibi. Eğer 13 bölüm olsaydı gereksiz birbirini tekrar eden olaylar atılır ve dizi daha heyecanlı olurdu. Aksi takdirde çok basit bir yapım olarak kalıyor. Karakterler pat diye ölüp birden daha önce hiç görmediğiniz kişiler yeni karakter olarak diziye dahil oluyor.

blindspot 7

Bu kadar eleştirdim peki hiç iyi yanı yok mu? Var bir iki tane. Jaime Alexander meselâ diyecektim ki ateşli silahlar eline gerçekten hiç ama hiiçç yakışmamış yahu. Sözde iyi yönden bahsedecektim ama Jaime bile yetmiyor. Şirin tatlı ve masum bir Patterson var. 11. Bölümde bol bol Türkiye’nin adı geçiyor hatta kötü karakter Türk kahvesine bayılıyor. Hatta ve hatta 13.bölümde diğer kahvelerini kötüleyip kendine özel Türk kahvesi getirtiyor (burası bayrakları astığımız yer) falan filan. Lâkin 11.bölümdeki sözde Türk nedense Türk aksanından çok uzak daha ziyade Rus aksanına yakın bir İngilizce kullanıyor ama neyse bu paragrafı iyi şeyler yazacağım diye açtım. Dizideki tek eğleneceğiniz bölüm ise 18. bölüm zira 9.bölümde tutuklanan RichDotCom sahibi var ki çok konuşkan ve eğlenceli.

Hani zamanınız boldur, 2 günde bir sezon bitirme yeteneğine sahipsinizdir. İzleyin derim. En fazla 2 gün kaybetmiş olursunuz o kadar. Ben de ilk sezon tamamlanmış olduğu için izledim. Yoksa acaba haftaya ne olacak diye hiç bekleyebileceğim bir dizi değil. Blindspot yeni sezon başlayınca da ilk üç bölüme falan bakarım çünkü birinci sezon biraz heyecanlı bitti o kadar. Yeni sezon da sarmazsa daha da şans veremem.

Blindspot 2. Sezon ilk 3 bölüm incelemesi

Blindspot 2. sezon 4. 5. 6. Bölüm incelemesi

IMDB: 7.6 / 10

Rotten Tomatoes: %68 / 100

Benim puanım ise 6.5 + Jaime Alexander + Ashley Johnson = 7.0

Semih İspir
Semih İspir Sinemecra Yazarı
Tüm Yorumlar0