Into The Wild İncelemesi
Film İncelemeleri Sinema

Into The Wild İncelemesi

Ücra ormanlarda bir haz vardır;

Issız kıyılarda mest olurum;

Kimsenin rahatsız etmediği bir çevre vardır,

Derin denizlerde, ve uğultusunda bir şarkı vardır:

İnsanı daha az sevmem ama doğayı ondan çok severim…

Lord Byron

Filmde olduğu gibi ben de yazıma başlangıcı bu sözlerle yapmak istedim. Sizi temin ederim ki bu filme bağlanmanızdaki nedenler; ne senaryo olacak, ne teknik açıdan güzellik olacak, ne akıcılık olacak… Hiçbir şey bu yaşanmışlık kadar etkili olmayacak üzerinizde. Fakat burada yönetmenin kadrajına da hak ettiği puanı vermek lazım! Çekimler gerçekten çok kaliteli. Nerede hangi hissi vereceğini bilen bir yönetmen her zaman önde başlar. Bu filmde de bunu göreceksiniz.

into the wild inceleme

 

Artık Yürüyorum

Evet, kahramanımız Christopher Johnson McCandless kendi değimi ile Alexander Süperberduş yürümeye başladı. Bu o kadar uzun ve yalnız bir yol olacaktı ki emin olun hiçbirimizin götü buna yemez. Ciddi anlamda herkes kendi içerisinde kaçıp gitmek istiyor, buna ben de dahilim! Ama iş gitmeye geldiği zaman dönüp bir baktığında kaybedecek o kadar çok şeyin var ki! Seni hayatta özgür bırakmayan da bu kaybedeceğin kişiler. Bence insan kaybedecek bir sevdiği kalmadığı zaman tamamen özgür olur.

into the wild 3

Ama Süperberduş benim gibi düşünmedi ve her şeyi bırakıp doğaya doğru yola çıktı. Kendine göre haklı olduğu çok sebebi vardı ve korkmadı. Adam insanların yapmacıklığından, iki yüzlülüğünden o kadar çok sıkılmış ki doğada bir hayvan gördüğünde bile yüzünde oluşan tebessüm tarif edilemeyecek derece samimi. Hadi ama, yok mu etrafınızda her gün yüzüne bakıp arkanızdan kuyunuzu kazan, içi kibir ve nefret dolu ucubeler. Tam da bundan bahsediyor aslında Süperberduş, bu yapmacıktan çok sıkıldık. Hepimiz birilerinin yüzüne yapmacık gülümsemelerden bıkmadık mı? İşte herif içindeki bu sahte kişiliği öldürmek için artık yürümeye başladı. Sonsuz özgürlüğe…

Bu bir seyyahın öyküsü! Emin olun kolay başlamadı derinine indiğimiz zaman toplumun içinde yatan her dayatma McCandless’ı bu yolculuğa itti. Hangimiz cesurca davranıp bize dayatılan bu yaşamı istemeyip bu yolculuğa çıkardık? Düşünsenize her gün başınızda size dayatılan bir yaşam, uyman gereken kurallar, gitmen gerek bir iş bunun gibi bir sürü dayatma. Yaşam standartlarımızı yüksek seviyelerde tutmak için bu dayatmaların içinde kendimize bir rol bulup kayboluyoruz. Kim oynadığı bu oyunu seviyor ki? En zengini, en fakiri, ailesi olan ya da olmayan… Herkes bu dayatmalardan bıkmış durumda fakat kimse çıkıp ‘’Ben artık oynamıyorum’’ demiyor. Bu hayatı sonlandırmak değil yeni bir hayata başlamak daha da zor olanı yani. Bunu bir hippi hikayesi olarak algılamayın, bu tamamen içinde bulunduğu hayattan sıkılmış bir insanın hikayesi. Hepimizin hikayesi.

into the wild 4

Etrafımızda görürüz her zaman, gittiği yerler ile giydikleri, yedikleri ile kendini toplum içerisinde üst sınıflarda gören insanları. Bunu aileniz olduğunu düşünün ve kafa yapınızın tam tersi çalıştığını varsayın. Ne kadar katlanabilirsin ki buna, ait olmadığın bir yerde gibi olmaz mı? Adamı suçlamayın ailesini bırakıp gitti diye, bizim örf adetlerimize baktığınızda bu kabul edilemeyecek bir olay fakat kafa yapısını biraz kendi yaşantımız içerisine empoze edip çalıştırdığımızda gerçeği görebiliyorsunuz.

Kendimizi her zaman bir şarkının sözünde, bir filmin başrolünde, bir kitabın sayfasında görmüşüzdür. Bu da bizden, kendisine her zaman kitap sayfalarında yoldaşlar bulur. Bunu yeniden doğuş anlamına da gelir aslında. İçinde bulunduğumuz karakter ile olmak istediğimiz karakter çok farklıdır ve çelişir. Kendinizi bir romanın kahramanı olarak bulduysanız siz de yeniden doğuşu yaşamışsınızdır. İçinizdeki o sahte kimliği kaybetmek ve yerine kendiniz olmak.

into the wild 5

Yolda yürürken etrafınıza bir bakar mısınız? İnsanların yüzündeki mutsuzluğu, tedirginliği göreceksiniz. Bu tedirginlik kendi soyumuzdan, insanlardan. Bu genel bir yargı değil üzerinize almayın fakat kötülüğün geldiği tek yer insan. Ve nasıl bir insandan bahsettiğimi anlamışsınızdır…

Hepimizi kaçıyoruz, binalardan, şehirlerden, insanlardan, her şeyden… Fakat kaçtığımız tek yer yine kendi içimiz. Toplumun içinde olmaya devam ediyoruz ve kendimizi kaçmış sanıyorken aslında tam da merkezinde yer almaya devam ediyoruz. Sorunlarımızın artmasına da yardımcı olduğumuz doğrudur hepimizin. Ben inanıyorum ki hepimiz bir gün kaçacağız. Bu sefer gerçekten kaçacağız, her şeyden… İnsanlardan, binalardan, beni ya da bizi tedirgin eden üzen tüm yalanlardan kaçacağız. Ama özgür değiliz. Kim bilir belki bir gün kendimizi özgür hissederiz ne dersiniz?

‘’Toplum, sen çılgın bir soysun,

Umarım kendini bensiz yalnız saymazsın…’’

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*