The Boy -2016 İncelemesi

The Boy -2016 İncelemesi

William Brent Bell filmi olan The Boy için öncelikle son yıllarda izlediğim korku filmleri arasında aklımda iyi yer edenler arasına girdiğini söylemek istiyorum. Sebebi harika oyunculuklar, üstün görüntü kalitesi gibi bir şeye bağlayabileceğim somut bir durum içermiyor. Bana korku filmi izlerken hissetmek istediğim gerginliği yaşattı diyebilirim. Tam anlamıyla beğenmemin en önemli sebebi bu.

the boy 2

Konusuna gelecek olursam oyuncak bebekler zaten ben de dahil birçok insana Chucky serisinden beri ürkütücü geliyor. Stephen King sağolsun palyaçoları da çok sevmem. Ama buradaki bebek , Bhrams, bir yönüyle bizi korkutan bu bebekler ve palyaçolardan ayrılıyor. Çirkin veya sevimsiz bir tarafı yok, yaşasa gayet şirin bir erkek çocuğu görüntüsünde olacağı izlenimini veriyor. İnsanı geren şey suratındaki o ifadesizlik diyebilirim. Düşünün ki bir eve çocuk bakıcılığı yapmak için gidiyorsunuz ve kendinizi bir oyuncak bebeğe dadılık yaparken buluyorsunuz. Yaşlı ebeveynler ve gözlerden uzak bir ev, ortasında genç ve güzel bir kadının ne işi var?

the boy inceleme

Bu sorunun cevabı filmin ortalarına doğru geliyor. Daha önce The Vampire Diaries ve Supernatural’dan tanıdığımız Lauren Cohan, geçmişinden uzaklaşmak isteyen genç bir kadını oynuyor. Ama bu işi kabul etmesinde ve ailenin oğullarını kaybetmenin acısıyla oyuncak bir bebekle yaşamasını kabullenmesinin esas sebebi kendisinin de çocuğunu kaybetmiş olması. Bu anlamda senaryoda bir boşluk dolmuş diyebilirdim. Ama isterdim ki flashbacklerle dadının geçmişinden gerilimli sahneler izleseydik, daha yoğun yapabilirdi filmi. Bu arada evin filme çok uygun olduğunu söylemeden geçmek istemem.

Bhrams karanlık bir çocuk. Hakkındaki her şeyi eve yemek siparişlerini getiren yakışıklıdan öğreniyoruz. Hikayenin bütün düğümü Bhrams’ın çocukluğunda oluşuyor. Neden bir çocuğun çocukluğundan bahsettiğimi izleyen anlar.

the boy 4

Filmde şok eden birkaç detay var. Ama en büyüğü filmin sonlarına doğru anlayacağınız anne ve babanın bu şekilde yaşayamayacaklarını anladıklarında bir kişiyi kurban etmekten çekinmemeleri. Baştan beri acı ve üzüntüleriyle zavallı konumunda olan Bhrams’ın anne ve babası aslında acımasız karakterler. Ama kötülüklerinin kaynağı da çocuklarına olan sevgileri.

İsteseler gerilimin dozu daha da artabilirdi ama bu şekilde de tatmin edici bir korku filmiydi. İzleyiciyi sarsmak istediklerini sezdiğim her anda o hissi yaşadım. Işıklar kapalı ve yüksek sesli bir ortamda izlerseniz etkilenmemeniz çok zor,  şahsen sinemada gündüz seansında birkaç kişiyle birlikte izlediğimden koşulların yardımıyla da gerildim.

the boy 5

Korku filmlerinde sürekli yakılan tabloların geri gelmesi, evde bir küçük kızın beyaz bir elbiseyle piyano solo müziği eşliğinde bir görünüp bir kaybolarak verdiği etki artık bayatlıyor gibime geliyor. Korku filmlerinde bazı klişelerden yararlanarak farklı bir şeyler katıp harman oluşturulduğunda daha etkileyici şeyler ortaya çıkıyor. Devamının çekilmesini isteyebileceğim tarzda bir filmdi ama büyük ihtimal tadında bırakılacak.

 

 

Duygu Omay
Duygu Omay Sinemecra Yazarı
Tüm Yorumlar0