Midnight In Paris – 2011 İncelemesi
Film İncelemeleri Sinema

Midnight In Paris – 2011 İncelemesi

Evet bir önceki yazım da Fransada idi. Ama bu filmin yapımcısı Fransız değil Amerikan. Yani Fransızlar olaya Fransız kalmayacaklar. Aksine biz Amerikan salatası gibi Fransa’da Fransız kalacağız. Biliyorum çok uzun bir cümle. Ama şunu bilin ki burada kurmazsam hiçbir yerde kurmam bu cümleyi. Bu filmi beğenme ve seçme nedenimi hepiniz tahmin ediyorsunuz. Çok fazla meraklandırmadan söyleyeyim. 2011 yılında en iyi senaryo ödülünü alması ve Woody Allen filmi olması. Size burada Woody amcayı anlatırsam olmaz. Siz onu filmlerinden tanırsınız. Severim yani komik insandır. Benim kadar neşeli diyebilirim.

midnight in paris 2

Bu filmi size anlatayım. Bu film günümüzde geçiyor. Bir Hollywood senaristi olan Gary vardır. Hollywood senaryosu yazmaktan sıkılır.Kitap yazar. Kitap yazarken de sarışın sevgilisi ile beraber Paris’e tatile gelirler. Bir gece yarısı Gary tek başına dışardadır.Önüne bir fayton gelir. Bu faytona biner. Bu fayton onu geçmiş yıllara götürür. Sakın psikolog usulü çocukluğa dönme değil bu. 1800 lü yıllara gider. Orada birçok kişiyle tanışır. Picasso, Picassonun sevgilisi, E. Hamingway  gibi çok önemli isimlerle tanışır. Bu romanını da bir kadına gösterir. Bu kadın basım evi sahibi değil. Bu kadının onayından geçmesi lazım.  Bu sürekli gidip gelirken Picasso’nun sevgilisine aşık olur. Kim iyi kim kötü anlatmayayım. Evet gel gelelim karakterlere Gary’i başta hiç sevmedim.  Sonra bu faytonlu olaylar olunca halk kahramanı oldu. Sanırsın Superman.

midnight in paris 3

Sevgilisini başta aa iyi kadın diye seversiniz. Sonra Firdevs Yöreoğlundan bile daha kötü nalet bir kadın olduğunu anlayacaksınız. Hatta izleyince  ilk uçağa atlayıp bu kadını bulmaya bile çalışabilirsiniz. Bu kadını bulunca yüzüne tüküreceğinizi biliyorum. Bulursanız benim yerime de tükürün şuna. Neyse sinirlerimi bozamam. Eski zamanda bana göre kötü yok. Bu önemli isimleri görünce sırlar açığa çıkıyor. Siz de  bilgi kazanıyorsunuz. Hatta çok seveceksiniz. Hatta  Büyükada’daki faytona binip acaba biz de gidebiliyor muyuz diye deneme  yapın. Eğer oluyorsa beraber gidelim  onların yanına. 2 limonlu çay içer kalkarız. Karakter çatışmaları o kadar  güzel verilmiş ki herkesin ne kadar farklı olduğunu göreceksiniz. Az kalsın unutuyordum. Salvador Dali bile bu pazardan çorap alıyor. Çok seveceksiniz onu.

midnight in paris 4

Senaryosu hiç de durağan değil. Çok keyif alacaksınız. Diyaloglar diyince Woody Allen’i  bir kenara asla atamazsınız. Çünkü onun ince bir zekası var ki  bu diyalogları Woody amcadan başka kimsenin bu kadar farklı yazamadığını anlayacaksınız. Süper hatta diyaloglar. Buna kefilim ama hiçbir kağıda imza atmam. Sonra üzerime kalır felan. Aman Allah korusun. Yani bu filmi izleyince yeni bir şeyler öğrenirken güleceksiniz ve sanki oradaymışçasına bu filmi kendinizle bütünleştireceksiniz.  Sanat sevenler bunu kesinlikle sevecek. Buna yüzde yüz eminim.  Filmi dere suyu gibi düşünün. Akıyor ama çok temiz. Onu söyleyeyim. Tek bir kıl bile bulamayacağınız havadan düşme tereyağı gibi film. Kilo da aldırmıyor hem.

En çok etkilendiğim sahneyi hemen size söyleyeyim. Hikaye onaylatıcısıyla konuştuğu son sahne beni oldukça etkiledi. Bu sahneyi anlatırsam spoiler vermiş olurum. Spoiler cilt rahatsızlığı yapıyormuş. Bunu da yeni duydum benden söylemesi. Yapacaksanız da krem sürüp sonra spoiler verin.

Bu filmin asla devamı çıkmaz. Çünkü kitabı yazdı, yeni bir yol çizdi. Biten bitti. Kalan sağlar bizimdir, bozulmuş fasulyeler sizindir. Öncesi de yok neyse ki. Adam daha nereye gitsin yani.

midnight in paris 5

Gel gelelim birbirinden harika oyunculuklara. Gary tam da Woody Allen aktarıcısı olduğundan bendeki yeri bir ayrıdır. Salvador Dali’yi oynayan arkadaştan tut nalet sevgiliye kadar hepsi mükemmeldi. Sanki bu film için yaratılmışlar. Ben hatta dedim ki bir ara acaba bunlar mezarlıktan 2 saatlik izin kağıdı alıp da mı bu filme geldi diye düşünmedim değil. Halen de düşünürüm. Yönetmeni ne kadar iyi tanıdığımı ve çok sevdiğimi bildiğinizden dolayı kötü bir şey demem olanaksız.

Kurgusu bile beni hem ruhsal açıdan hem de fiziki açıdan etkiledi. O fayton kısımları çok yaratıcı idi. Tebrik ediyorum ellerine sağlık.

Gel gelelim kapanış konuşmasına. Bu filmi izleyin. Çünkü ben beğendiysem herkes beğenir. Bu en iyi senaryo ödülünü aldıysa bilin ki süperdir. Woody Allen bana geçenlerde mesaj attı. Beni  Cafe Society’nin galasına çağırdı. Hastaydım gidemedim. Yazık bana VIP’den ayırtmış. Neyse diğer filme artık.  Sanatseverler ve diğerleri izlesin. Herkes izlesin. İzleyin, izletin. Hayallerinizin peşinden koşun ama çok terlemeyin üşütürsünüz. Hadi görüşürüz. Yorumlarınızı bekleriz.

1 Yorum
  • BURCU 22 Ağustos 2016 at 11:49

    selimcim alemsin vallahi cok güzel anlatıyorsun cok gülüyorum okurken

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*