The Lobster – 2015 İncelemesi

The Lobster – 2015  İncelemesi

Mümkün oldukça birbirinden farklı eserleri incelemek istediğimden bu hafta ne izlesem diye düşündüm durdum. Klâsik olarak sevdiğim bir oyuncunun neler yaptığına bir baktım. Bu hafta da “Kapıdaki Düşman” ve “Mumya” serisinden tanıdığımız, masum bakışlı, yeşil gözlü Rachel Weisz neler yapıyor diye bakayım dedim ve “The Lobster” filmi ilgimi çekti.

the lobster 2

Savaş, süper kahraman ve komedi filmi ile bilim kurgu dizisi üzerine başka farklı hangi tür kaldı diye düşünüyordum ki distopya imdadıma yetişti. Kısaca film alışık olduğumuz dünyada geçse de toplum bir hayli farklı. Film için bekârlar çiftlere karşı da denebilir. Genel hatlarıyla spoiler vermemeye çalışarak bahsedecek olursak filmimiz üç mekândan oluşuyor. İlk mekânımız şehir. Burada herkes çiftler hâlinde yaşıyor ve bekâr olmak suç. Ola ki eşiniz öldü de yalnız kaldınız bir nevi cezaevi veya daha ziyade rehabilitasyon merkezi görevi gören otele gönderiliyorsunuz ki tekrardan bir eş bulasınız ve şehirde yaşamaya devam edebilesiniz. Ancak önemli bir nokta şu ki partnerinizle arada ortak bir nokta olmak zorunda.

the lobster 3

Oteldeki maksat çift olmanın ne kadar güzel olduğuna dair adeta propaganda yapıp onlara eş bulacakları ortam sağlamak. Ancak vaktiniz de sınırlı, belirli bir süre eş bulamazsanız sizi seçtiğiniz bir hayvana dönüştürüp doğaya salıyorlar. Film de ismini başrolün seçtiği hayvan olan “ıstakoz”dan alıyor. Diyelim ki süreniz bitmeye yaklaştı ve eş bulamadınız bir şansınız daha var. Otel ekibi olarak zaman zaman çıkıp ormandaki yalnızları bayıltıcı tüfekle avlamak zorundasınız. Avladığınız kişi başına 1 gün daha otelde kalabilme hakkı elde ediyorsunuz. Hem eş bulamadınız hem kimseyi avlayamadınız o zaman kaderiniz dönüştürme odası.

Otel sizi sarmadıysa kaçıp ormana da sığınabilirsiniz. Amma velâkin orada da yalnızlar grubu var ve burada da hayatta kalmak hiç kolay değil. Sürekli antrenman yapıp kendinizi kaçış konusunda geliştirmeli ve tuzaklara yakalanmamalısınız. Bunu becerip hayatta kalırsanız da oteldeki yaşamın tam tersi tamamen yalnız bir hayat sürmeniz gerekiyor. Karşı cinsle flört etmek, el ele tutuşmak, öpüşmek hele hele cinsel ilişkide bulunmak kesinlikle yasak.

Filmi iki bölüme ayırmak gerekirse ilk 40 dakika kesinlikle muhteşem. Mizah anlayışı gayet hoş ve farklı bir yapıt izliyorsunuz ancak sonrasında beklenmeyen biraz da vahşi sahneler gözünüze gelince filmin adeta türü değişiyor. Sanat filmleri konusunda uzman değilim ancak ilk 40 dakikada size klasik olabilecek bir kara mizah sinyali verse de sonrasında film biraz basitleşiyor ve başlardaki o hem komik hem de eleştirel güzel göndermeler yerini sadece absürtlüğe bırakıyor. Absürt komediye bayılırım ancak komedi olmadan absürtlük de daha ziyade yavan bir tuhaflık tadı veriyor.

the lobster 4

Şimdi gelelim filmin spoiler içeren inceleme kısmına. Film genel olarak toplumsal baskıları konu almış diyebiliriz. Yukarda da söylediğim gibi sanat filmi uzmanı olmamama rağmen hasbelkader size anladığım göndermeleri aktaracağım. Filmde şehir hayatı çiftler üzerine kurulu ve bekâr olmak yasak ki günümüzde de belli bir yaşa gelip bekâr olanlara evlenme konusundaki baskılar mevcuttur ve aynı oteldeki gibi bir evlilik propagandası toplum tarafından yapılır. Oteldeki canlandırma sahnelerinin birincisi çift yalnız yaşarsanız (erkekler için özellikle) hayatta kalma olasılığınız bile düşük, size kötü gününüzde yardım edecek kimse olmaz mesajını verirken ikinci canlandırma sahnesi de kadınlar için yalnız kalmanın ne denli tehlikeli olduğu ve bir eşleri olduğunda onları bu durumlardan koruyup kollayacağı mesajını veriyor. Şahsî kanaatimce filmde çiftler şehirde veya otel gibi güzel yerlerde yaşarken bekârların orman gibi zorlu ve kötü bir durumda yaşamaları da toplumda bekârlara (bekâr evlerine) olan bakışın yansımasıdır. Bireylerin çift olabilmesi için de illâki ortak bir noktalarının olması konusu da çiftlerin birbirlerine yakın karakterlerden oluşması olabilir. Zıt kutupların birbirini çekmesi kimilerince kişilerinin birbirini dengelemesi olarak anlaşılsa da kimileri içinse anlaşmazlık sebebi. Günümüzde de belli siyasi ve/veya dini görüşe sahip kimseler de aynı görüşteki kimselerle eş veya dost olmaktadır. Yapılan göndermeler içerisinde en bariz olanı da çiftlerin birbirleriyle tartışması durumunda onlara çocuk verilmesi. Tamamen evliliği kurtarma adına çocuk yapma fikrini benimseyen ailelere yapılan bir göndermedir.

Eğer filmin 40.dakikadan sonrası da bu kadar muazzam bir kırılma olmadan aynı veya en azından benzer bir şekilde devam etseydi bu film kesinlikle bir klasik olma hakkını elde ederdi. Evlilik propagandası adına yapılan canlandırmalar ve karakterlerin zorlama ciddiyetleri konuya güzel bir komedi katsa da sonrasında izlediğimiz kadın başrolün kör edilme sahnesi, sonrasında ana karakterin de kendini kör etmeye çalıştığı sahne, ölü tavşanlar, elin ekmek kızartma makinesine sokulması gibi sahneler de o eğlenceli sahnelerden sonra tam bir soğuk duş etkisi yaratıyor. Ayrıca bu vahşiliklerin yanında otel yöneticilerin esir alındığı sahnede de olayın şiddet kullanılmadan çözülmesi ise ayrı bir çelişki. Hani filmin bir bölümü başka diğer bölümü başka bir senarist tarafından yazılmış gibi.

IMDB: 7.2 / 10

Rotten Tomatoes : 3.5 / 5

Ve benim puanım ise 6.8

Semih İspir
Semih İspir Sinemecra Yazarı
Tüm Yorumlar0