The Nice Guys İncelemesi

The Nice Guys İncelemesi

Hangi tür kaldı yazmadığım diye düşünüyordum ki aklıma aksiyon filmleri geldi. Gerek yaşımın 18’den küçük olmamasından gerekse de hepsinin senaryosunun ve mantığının aynı olmasından ötürü aksiyon filmleri ilgimi çekmeyi yıllar yıllar önce bıraktı. Bu filmi de izlemeyecektim ancak vakti zamanında VCD’nin ilk yaygınlaşmaya başladığı dönemlerde “Gladiator”ü her misafir geldiğinde takıp nereden baksanız en az 16 kere — ki o da sadece VCD’de o kadar – izlemiş ve televizyonda her denk geldiğinde de işi gücü bırakıp seyre dalan biri olarak bunu kendimde bir yükümlülük olarak gördüm. Russell Crowe’a bunu yapamazdım. E bir de “Gangster Squad” filminden beğendiğimiz Ryan Gosling de var. Bakmadan geçmek olmaz.

Jackson Healy (Russell Crowe) para karşılığı çeşitli kirli işler yapan sert mizaçlı karakterimizdir ve Holland March (Ryan Gosling) da işini çok iyi bildiğini zanneden aslında bir hayli beceriksiz bir detektiftir. Holland bir müşterisi tarafından Amelia adlı bir kızı bulmak için tutulur, Jackson da aynı kız tarafından kendisini sorup soruşturanların gözünü korkutmak amaçlı tutulunca iki karakterimizin yolları kesişmek zorunda kalır. Sonrasında kızın peşindeki başka kötü adamlar da olaya dahil olunca kız ortadan kaybolur ve Jackson da aslında Holland’ın kötü biri olmadığını öğrenince kızı bulmak için birlikte hareket etmeye başlarlar.

the nice guys 2

Senaryo hakkında yapabileceğim fazla bir eleştiri yok. Adı üstünde “aksiyon” filmi. Dolayısıyla konusuna orijinal bile denilebilir. Yoksa kaçırılan kızını kurtarmaya veya ölen ailesinin intikamını almaya çalışan bir babanın hikâyesini de izleyebilirdik ki çok şükür konu bundan farklı.

Gelelim karakterlere. Gerek Russell Crowe gerekse Ryan Gosling ayrı ayrı iyi oyuncular ama ve fakat Ryan Gosling’i bugüne kadar hep karizmatik, kendinden emin rollerde gördüğümüzden sünepe ve sakar bir karakter kendisine pek gitmemiş. Üçkâğıtçılık iyi durmuşsa da ve karakter vasat olmasa da pek gözümde oturmadı. Ayrıca geçenlerde Blindspot hakkında yazdığım incelemede belirttiğim Jaime Alexander sendromu burada da kendini gösteriyor. “Gladiator”, “The Man With Iron Fists”, “Noah”, “Robin Hood” gibi filmlerde sürekli kılıç, balta, yay tutan o ellere tabanca pek gitmemiş. Çatışma sahneleri ve yumrukla dövüş sahneleri kafamda oturmadı diyebilirim. Bizim bildiğimiz Russell Crowe surata kalkanla vurur, ona bu yakışır. Bu sebeptendir ki karakterler iyi yazılmış, oyuncular da iyi oyuncular olsa da pek birbirlerine oturmamışlar diyebiliriz.

the nice guys 3

!!!Muhtemel Spoiler Alanı!!!

Filmdeki komedi unsurlarına da nispeten başarılı diyebiliriz. Zira genelde sakar ajan/detektif komedilerinde başrol bir şekilde çırılçıplak halde kalır, oralarda buralarda asılı kalır, kaza ile striptiz kulübüne veya gay bara girer, kadın kılığına girmek zorunda kalır vesaire vesaire. Kısaca birbirinden klişe sahneler birbirini izler. Ancak burada o sahneleri çok görmediğimi söylemeliyim. Hatta Holland’ın kapıyı açmak için bileğini kestiği sahne olsun, silahı Jackson’a fazla havadan atarak camdan dışarı uçurması, tuvalette cebelleşmesi, adalet bakanından 10.000 alacakken havalı konuşarak olayı 5.000’e düşürmesi, ağacın dibinde bulduğu cesedin artından “Leyla ile Mecnun”daki İsmail karakteri gibi sesler çıkarması, otelde çatışmayı görünce 2 kişi 30 kişiye karşı çatışmaya girmeyip tırsıp hiçbir şey olmamış gibi geri kaçmaları gayet orijinal sahnelerdi. Ancak balkondan yuvarlanma sahnesi ve hikâyenin tahmin edilebilirliği konularında biraz klişeden kaçamadılar.

the nice guys 4

Bunlara ek olarak sahte doktorun Amelia’yı öldürmek üzere eve girdiği sahnede küçük kızlardan Jessica’nın Molly’nin yanına gitmek yerine saçma bir şekilde ikisinin arasından geçmeye kalkıp doktor tarafından yakalanması baya saçma bir sahne olarak aklımda kalacak. Sonrasında eve panikle gelmelerine rağmen cam kırılma sesini duyduklarında hiç ürkmeyen karakterler de yine eksi puana neden olan sahnelerdi. Hemen bir sonraki sahnede de Amelia’nın tam da kendisini avlamaya çalışan adamın kucağına düşmesi tam bir fiyaskoydu diyebilirim.

Filmin sonu için de ayrı bir paragraf açmak gerekir. Onca olaydan çatışmadan sonra her şey birden güllük gülistanlık olmuyor, kötü adamlar parmaklıkların arkasına giderken başroller de sahilde veya havuz başında içkilerini yudumlayarak huzura ermiyorlar. Gerçekçi bir son olarak kötülerin arkasında çok sağlam kişiler olduğundan kimseye hiçbir şey olmuyor. Yalnız yanlış anlaşılmasın, kötü son değil, gerçekçi son söz konusu. Ayrıca gerek son sahne gerekse Jackson’ın eski eşiyle olan yemek sahnesi düşünülünce filmin devamının çıkması kuvvetle muhtemel. Zira hem final sahnesinin ucu açık hem de film 2 saat olmasına rağmen karakterlerin geçmişi hakkında pek bir bilgi yok ve aksi takdirde o eski eşle yemek sahnesi çok saçma ve gereksiz kalır.

Çok şahane, kesinlikle klasik olacak bir film kesinlikle diyemem ama boş zamanınız varsa zevk alacağınız eğlenceli bir film.

IMDB:  7.5 / 10

Rotten Tomatoes : 3.9 / 5

Benim puanım ise 7.8 – Amelia’nın fiyasko ölüm sahnesi ve oyuncuların rollere uymaması = 7.0

 

Semih İspir
Semih İspir Sinemecra Yazarı
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*