La La Land İncelemesi

La La Land İncelemesi

Nerede bu Selim diyorsunuz kesin? 1 aylık bu dönemde çok yoğundum. Bir şeyler oldu ve yazı yazamadım. Dönüşüm efsane olsun dedim ve bu yüzden bu filmi seçtim. Tabii tek nedenim bu değil. Whiplash’i hatırlıyor musunuz? Ben hatırlıyorum. Ben hatırlıyorsam hepiniz hatırlıyorsunuzdur. İştebu filmin yönetmeni de Whiplashin yönetmenliğini yapmış kişi. Whiplash beni çok etkilemişti. La La Land çıktı ve koşa koşa gittim. Koşmamıştım ama metroyla gittim. Niyetim koşuyordu sonuçta. İşte bu muhteşem görüntüleri olan bu filmi manzarasından, yönetmencağızından, müziğinden, senaryosundan dolayı seçtim. Gerçi senaryo sonraydı. Onun nedeni için yazıya devam ediyorum.

Bu filmi size anlatmam gerekir. Nasıl bir film diyorsunuz içinizden. Bu film oyunculuk için seçmelere giden, süper oyunculuk yapan ama bir türlü kabul edilmeyen bir kız ile piyano ve caz arasında yaşamanı  sürdürmeye çalışan bir erkeğin hikayesidir. Bu kız sürekli castlardan castlara koşarken ayrıca bir kafede de çalışıyor. Bu çocukla nerede tanışıyor derseniz hemen onu söyleyeyim. Bu kızımız bir mekana girer ve piyanist oğlana gözleri takılır.  Bu tanışmada çocuk onu görmez ama bir şekilde tanışırlar. 

Senaryosunu anlatmak isterdim ama siz izleyin ve görün. Senaryo akıcı mı diye düşünüyorsanız hiç düşünmeden gidin izleyin. Müzikal bir film olduğundan hem aşkı, hem müziği, hem de efsaneler efsanesi manzarayı, güzel mevsim geçişlerini görmeniz gerekli. Bu unsurlar  tavana zıplamış durumda. Filmde hem senaryo, hem de geçen mekanlar Casablanca filmini andırıyor. Hatta bir sahnede Casablanca’daki cafeyi, o pencereyi gösterdiler. Tabi renkli halini. Sadece mekan değil Casablanca senaryosunun değiştirilip düzenlenmiş yani geri dönüşüm için verilmiş binalar gibi olmuş. Hele piyanist meselesi sanki casablanca’nın müzikal hali gibiydi.

Bu filmin maalesef devamı yok ama olmasını çok isterdim. Nedeni de bir sahnede anlayacaksınız. Ama baş mı son mu orta mı söylemem.

Gel gelelim oyunculuklara. Oyunculuklar o kadar güzeldi ki hepsi bir tiyatrodan alınmış gibiydi. Anı o kadar iyi aktarıyordu ki. Hepsi çok yetenekliydi. Hele Başroldeki Emma Stone’in sesi gerçekten efsaneymiş. Koreografi beni çok etkiledi. Çünkü yıllarca çalışılmış gibi duruyordu. Hatta bu dans gösterisi olarak sergilenmeli bence.  Yönetmen’in Whiplash’taki haline bin kat daha yetenek eklenince bu film olmuş. Çünkü her şey yerli yerindeydi ki. Casablanca etkisini her sahnede hissettirdi bize. Hayal sahnesi vs Casablanca kadar etkileyiciydi.  Kurgusu zaten mükemmel. Kamera hareketlerini yerli yerinde kullanmış. Mesela en güzel kamera hareketlerinden biri piyano çalışında ve manzaradaki dans sahnesinde kullanılmıştı.

Filmin en güzel sahnesi sormayın derim. Çünkü Sokrates mezarından kalkar ve felsefe konusu olarak bunu yıllarca düşünebilir.

Evet, bu film anlatılmaz yaşanır ama ben yaşamanın fragmanını verdim diyorum. Bu film bana Casablanca filmini yaşattığı için ayrı bir yeri vardı. Casablanca filmini de bir gün anlatmalıyım ki ikisini de birleştirebilin. Eh onu da bir gün yazarız. Her neyse bu film gerçekten sinema tarihine geçecek bir filmdi. Broadway müzikallerine gitmeyin bu filme gidin aynı şeyi hissedersiniz. Çünkü ben öyle yaptım. Unutmadan söyleyeyim bu filme tiyatro sever arkadaşlarınızla gidin.  Çünkü tiyatro sever insanlar kaliteyi anlarlar. Teknoloji bağımlısı, kaliteyi ayırt edemeyenler bu filme gitmesin. Onlar Türk komedisi izlesin iki küfür öğrensinler. Eh bizim boş insanlara da ihtiyacımız var. Toplumsal mesajımı da verdim. Boğazınızda bir şeyler tıkanmışsa da su için. İyi filmler dileriz ve yorumlarınızı bekleriz. Yeni yazımızda buluşmak üzere…

Selim Şentürk
Selim Şentürk Sinemecra Yazarı
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*