Ocean’s 11 İncelemesi

Ocean’s 11 İncelemesi

Vitaju!

Görünen o ki hiç seri film incelememişim ve çok fazla “oldies but goldies” de yapmamışım. Neredeyse Amerikan bayrağı kadar yıldız barındıran bu filmin incelemesinde tabii ki tek tek oyuncuların ismini yazmayacağım ve tabii ki malumun ilanı olmaması açısından size filmin zaten bildiğiniz hikâyesini anlatmayacağım. Peki bu ne demek oluyor? Direkt filme dalıyoruz.

Bildiğiniz üzere film bir ekibin bir kumarhaneyi soymasını konu alıyor.(Paragrafa girmek için söylemeyeceğim dememe rağmen yine hikâyeyi söyledim görüyor musun?) Serinin ilk filmi olduğundan ekibin tek tek seçilerek toparlandığını görüyoruz. Her zaman için “işe alım süreci”ni izlemeyi sevmişimdir. Önce ekibe biraz değinelim. Tabii ki ana kahraman Danny Ocean ve sağlam düzenbaz Rusty Ryan karakterleri gayet iyi. Gelecek vaat eden çaylak hırsız Linus ise gergin tavırları ve biraz sonra açıklayacağım anlamsız hareketleriyle en fazla yarım puan hak ediyor. Bernie Mac’in oynadığı Frank Catton ve Don Cheadle’ın canlandırdığı Basher Tarr karakterleri ise kesinlikle tam puan alıyor. Sürekli anlamsızca kavga eden, hiçbir karakteristik özelliği olmayan ve fazlalık olarak sırıtan Malloy kardeşler ise tam anlamıyla sinir bozucu. Yani Ocean’s Nine da olabilirmiş.

Bunlar atılıp Basher ile Frank karakterlerine daha çok yer verselerdi daha çok beğeni toplamaları işten bile değildi. Yen, Livingston, Saul ve daha önce Friends dizisinde Ross ile Monica’nın babası olarak tanıdığımız Elliott Gould’ın canlandırdığı Reuben karakterleri ise vasat karakterler. Şimdi bu filmi tekrar izleyince anlıyorum ki “Leverage” dizisi boşuna 5 kişiden oluşmamış. Zira 11 tane sağlam karakter yaratmak kolay değil. Dolayısıyla mutlaka birkaç vasat ve bir iki çöp ortaya çıkabiliyor. Ayrıca iyi kötü her karakterin bir uzmanlığı varken, meselâ biri Frank’in bağlantıları sağlam, — ki metroseksüel olması da karaktere belli bir derinlik kazandırmış —  veya Basher patlayıcı uzmanı, Livingston hacker peki bu Malloy kardeşler neci? Getir-götürcü tayfa, ayak takımı, herhangi bir konfeksiyon atölyesinden iki tane ortacı al bunlardan daha çok işe yararlar.

Ha eğer siliklik özellikleriyse bir şey diyemem ancak kimse bu kadar gereksiz karakterlere herkes ile aynı payı vermez. Striptizci Charmaine bile daha işe yarar biri. Çekici bir kadının çok fazla yardımı dokunur. Bu arada kadın demişken ekipte hiç kadın yok. Ne kadar da “ataerkil” bir grup. Şirinliği veya çekiciliği ile iş bitirecek farklı bakış açıları katacak bir en azından 1 kadın olaydı. Bir futbol takımı insan içine bir tane dahi kadın koymamak nedir? Yanlış, olmamış.  Bu arada izleyiciye “ona küçük sürprizler yapın” tadında Steven Soderberg’in de ufak bir rolde kendini göstermesi minik bir katkı olmuş.

Gelelim filmin kâh iyi kâh eksik yanlarına. Basher’ın bina yıkım görüntüsünü hemen arkasındaki camdan değil de televizyondan izlemesi adeta günümüzü resmediyor. Nasıl ki farz-ı misal konsere giden izleyicilerin çoğu sanatçıyı “canlı” olarak izlemek yerine telefon ekranlarından anlamsızca bakmayı tercih ediyorsa Basher da bilinçsizce olayı canlı değil de televizyondan seyrediyor. Huysuz kardeşlerin her işte kullanılması, zaten bir halta yaradıkları yok her işte görevlendirelim mantığıyla yapılmışsa da planın kusurlarını ortaya çıkarıyor. Sürekli değişik kıyafetler içinde birbirleriyle kavga eden, dikkati üzerlerine çeken kimseler fark edilir hâliyle. İllaki bir çalışanın “yahu bunlar geçen müşteri olarak kavga etmişlerdi ne ara burada işe girmişler” diye dikkatini çekmesi lazımdı diye düşünüyorum.

Ayrıca Linus’ın bu ikilinin konuşmalarından sıkılıp binaya girdiği sahne de bir hayli anlamsız. Sırf Yen’in parmaklarına sargı sardırıp ilerde bir yere sıkıştırmak için tasarlanmış sanırsam. Bir şey çaldığı yok, ettiği yok, gereksizce güvenliği uyandırıyor, heyecan seven bir manyak desen öyle biri de değil. Çok anlamsız bir sahne. Sonra peşinden gelen güvenlik görevlilerinin de onun aksine aracın üstüne atlayamamaları… Hadi korktular desek en azından tekerlerine ateş dahi etmemeleri…. Eğer silâhları yoksa niye orada bulunmaları? Bu arada Basher’ın pinch olarak bahsettiği cihaz ise günümüzde EMP bombası olarak bahsedilen olayın ilk kez bir filmde kullanılış hali herhalde. Bir de Yen’in dil olayı tuhaf. İngilizce anlıyor ancak Çince konuşuyor, Çince bilen de bir tek Rusty var. Manasız.

Soygunun kurgusu bazı eksiklikler dışında iyiydi. Paranın yarısını çalıp diğer yarısını tuzak bahanesiyle Benedict’i alt etme, sonrasında paranın tamamını çalma, gelen SWAT ekibinin de onlar olması insan uzun süre önce izlemiş olsa dahi tekrar ters köşeye yatabiliyor. Yalnız SWAT ekibinde yaşlı başlı Saul’un olması tuhaftı ancak ekibin bir kısmı kasanın içinde, ikisi minibüsü kullanmakta olunca mecbur kaldılar sanırım. Son sahnede Benedict’in iki adamının arabayla Danny ve Rusty’i takip etmesi ve Rusty’nin bundan haberdar olması devam filmine ne gibi katkılar yapacak?

Filmin IMDB puanı: 7.8

Benim puanım ise 7.5

 

Semih İspir
Semih İspir Sinemecra Yazarı
Tüm Yorumlar0