Passengers (2016) İncelemesi

Passengers (2016) İncelemesi

Bir iki hafta  önce  gittiğim bu filmden gerçekten çok etkilendim diyebilirim. Bunu gönül rahatlığıyla söylüyorum. Gönlüm o kadar rahat ki şuan kalbim bacak bacak üstüne atıp keyif çatıyor. Bu filmi seçme nedenim, her öğe  birbiriyle bağlantılı ve çok yaratıcı olan senaryosundan dolayıdır. Tabii sadece senaryosu değil sanal mekan kurulumu da bu filmi seçmemin artı yönlerinden biri.

Filmin adı kendisinin fantastik bir film olduğunu cümle aleme duyursa da filmin adı tam olması gerektiği gibi. Bu demeden asla geçemezdim filmi anlatmaya. Evet, bu film nedir ne anlatıyor diye meraklı gözleriyle bana bakan herkesi görüyorum. Bu film vizyonda var mı bilmiyorum ama eğer bulursanız gerçekten sinema salonunun kapısında yatın. Uzay Yolcuları, dünyadaki hayatından bıkıp yeni hayat kurmak isteyen kişilerin bir uzay gemisi ile Homeland 2’ye ulaşıp yeni bir düzen kurmak isteyenleri anlatıyor. Ama tabii hepsini değil.  Buradaki önemli kişi ben olduğuma göre filmin de önemli karakterlerimiz var. Şuan hepinizin düz mantığına kurban diye çığlıklar attığınızı duyabiliyorum. Bu çığlıklar eşliğinde filmdeki iki önemli karakteri alkışlayalım. Bu yolculardan biri olan  Jim’in herkesle birlikte uyanması gerekirken uyku kapsülünün bozulmasıyla Jim Homeland 2’ye gitmesine 90 yıl kala uyanır.

Jim uyanır ve 1 yıl kendini sorgulayarak ve uzay gemisinde sadece robot ve kendisiyle vakit geçirir. Uzun zamandır uyandırmaya kıyamadığı  güzel bir yazar olan Aurora’yı uyandırır. Aurora da uyanan ikinci kişi olur. Jim ve Aurora birbiriyle vakit geçirir ve aşık olurlar.  Tabii tek bozulma Jim’in kapsülü değildir. Bozulmalar neyi etkileyecek?Peki Aurora ile Jim’in aşkı sürecek midir? Bütün yolcular ardı ardına mı uyanacak? Jim’in kapsülü neden erken açıldı? Aurora ve Jim 89 yıl boyunca bu gemide ne yapacak? Aurora Jim’in kendisini uyandırdığını öğrenecek mi? Homeland 2’ye sağ salim ulaşacaklar mı yoksa ulaşmadan ölecekler mi?  Bu soruları sizlere soruyorum ve soruların cevaplarını filmi izleyerek öğreneceğinizi biliyorum. Bu bilgi ile bu filmin kahini gibi görünüyor olabilirim.

Filmin senaryosunun akıcılığını merak ediyorsunuzdur. Merakınızı gidermem için bana sevimli bakıp, kargo ile hediyeler yollama hazırlığına girmeden önce ben size iyilik yapayım. Evet, filmin senaryosu oldukça akıcı. Bu filmde hiç sıkılmayacaksınız. Çünkü bu film sürekli heyecanı elinde tutan, seyirciye ‘’şimdi ne olacak?’’ sorusunu sorduruyor. Bu filmdeki her bir öğenin nedeni, amacı ve sonucu var. Yani hiçbir şey anlamsız değil. Senaryonun altın kurallarından biri de nedenselliktir. Bu kuralı bize mantıklı bir açıklamayla verebiliyorsa bir film, izlenmeye değerdir. Bu film de izlenmeye değer olan kategoride yer alıyor. Senaryosunda hiçbir kusur yok. Zaten kusur bulanın mantık ayarlarını 5 ay süren bir tamire yollamalıdır. Film dramatik çatışmayı uyku kapsülüyle birlikte katmanlaştırdığı için merak duygusu da filmin sorunları da üst düzeyde. O üst düzey bir yönetici kılıklı bir filmcağız diyen 7 yaşındaki kişilere selam olsun.

Bu filmde en çok nerede etkilendiğimi düşünüyorum. Bu düşünme filozofluğa ilk adım gibi bir durum olabilir. Çok mu efsane diye sorarsanız hayır efsane değil ama çok güzel. Bu filmde etkilendiğim yer  son kısımlarıydı. Son kısımlar beni tatmin etti diyebilirim. Peki bu filmin sonu nasıl bitti?

Soruyu sorup merak duygunuzu arttırdığıma göre filmin oyunculuk kısmına geçebilirim. Bu filmde Jennifer Lawrance var.Kendisi sarışın yazar Aurora rolünde. Oyunculuğuna zaten yorum yok. Kız çünkü Oscar almış. Oyunculuğunu kötü bulan insan varsa Jennifer hanımın da cevabı şudur ‘’ Oscarlıyım ben, o scar biraz( o sıkar biraz) cicim’’. Ve filmde bizi güldürmeyi de unutmayan Chris Pratt’ı da ayrıca tebrik etmek gerek. Yalnız ne zekisiniz hepiniz. Hiç mi aptal yok aranızda. İnsan kafasına saksı felan düşürür, hafızasını kaybettiririr, ortalığı karıştırır. Olmaz ki ama böyle her filme bir aptal gerek yani olmaz böyle. Neyse umarım senaryo yazarımız bunu dikkate alır. Almak zorundadır bu arada.  Yönetmenlik performansında gözüme çarpan kötü bir durum yok, dürüm de yok. Yönetmenliği oldukça iyiydi yönetmen bey abimizin. Mekan kurulumu, kıyafetler vs bir bilimkurgu filmine yakışacak derecededir.

Bu filmdeki merak duygusu beni yemiş bitirmişti. Adeta kuruyemişe dönmüştüm. Film bitince normal  hayatıma döndüm. Tek ipucum da bu. Bu filmi izleyin,yorum yazın ama kimsenin kuyusunu kazmayın. Görüşmek üzere.

Selim Şentürk
Selim Şentürk Sinemecra Yazarı
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*