This Is Us 1. Sezon Incelemesi
Dizi İncelemeleri TV

This Is Us 1. Sezon Incelemesi

Sawubona!

 

2016 yılı sizin için nasıl geçti bilemem ama çok matah bir yıl olmadığı konusunda hepimiz hemfikiriz. Lâkin öyle yapımlar kattı ki hayatımıza, yaşattığı berbatlıkları tek kalemde sildirir cinsten. Biri Westworld’tü ki müthiş bir keyifle yazdım, bir diğeri ise This Is Us.

Diziyi övmeye nereden başlayayım tam kestiremedim. Oyunculuklardan mı dem vursam, senaryoya mu, kurguya mı… gerçekten zor. Neyse casttan girelim. Açıkçası Heroes’dan tanıdığım Milo Ventimiglia dışında dizide bırakın tanımayı göz aşinalığım olan bir oyuncu dahi yok ancak William’dan Toby’e, Beth’ten ana karakterlerin çocukluk ve ergenlik hallerine kadar 0 hata ile mükemmel seçimler yapılmış, dizide sırıtan, “olmasa da olur” diyebileceğiniz kimse yok. Yalnız o değil de Milo Ventimiglia’yı da ayrı tebrik etmek lâzım, zira hayatına bir efsane daha ekledi. Normalde çok popüler dizilerden sonra tekrar böylesine kalite yapımlarda oynayabilen oyuncular çok nadirdir.

Senaryo ve kurguya gelecek olursak da tek kelimeyle mükemmel. Orijinallik, bir türlü tahmin edememe ve hiçbir bölümde bozmama, yer yer dram ağır bassa da gayet iyi bir komedi-dram dengesi, oyunculuklar… arayıp da bulamayacağınız bir şey yok. Dizi sırf şu ilk sezonuyla bile kesinlikle efsaneler, klasikler arasına girmiş durumda, sadece şimdi değil bundan 20 sene sonra oturup izleyin yine aynı tadı alacaksınız. Zaten öyle olmasaydı daha sezon finaline 4-5 bölüm varken 1 değil tam 2 sezon birden onaylanmazdı.

Yeeeaayy

Şimdi buraya kadar olan yazı diziyi izlememe gibi büyük bir gaflet içinde olan okurlar içindi, devamı ise izleyen premium şahsiyetler için, e haliyle de spoiler dolu.

Dizi şahane olmasına rağmen tam tadını çıkaramadım diyebilirim. Nedem mi? Dandik, berbat, rezil, kalitesiz, dizi demeye bin şahit lâzım yerli yapımlarımız yüzünden. Canım diziyi sürekli bir yerde bozacak korkusuyla izledim. “Tamam ilk 3 bölüm iyi de 7.bölüme bakalım”, sonra oldu 11, dedim “finale bakalım”, harika bir sezon izledim hâlâ içimde bir “2. Sezonu da görseydik” mantığı hakim. Zaten yerli yapım sevmeyen biri olarak This Is Us izleyince daha da bir nefretle bakıyorsunuz. Niye mi? Çünkü dizi bozmuyor, mesela bu dizi Türk yapımı olsaydı, Randall piyano çalmayı birden şıp diye öğrenirdi, Kate, Toby’i aldatırdı, Randall işini gücünü bırakıp William’ı gezintiye götürmez, kalbini kırar sonra telafi etmeye çalışırdı veya öldükten sonra vicdan yapardı vs. Jack 17. Bölümde artık içkinin de etkisiyle Rebecca’yı Heather ile aldatır sonra da bir trafik kazasında saçma bir şekilde ölürdü. Çocuk düşürme, merdivenden düşme, bazen ikisinin birleşimi olarak hamile kadının merdivenden düşerek çocuk düşürmesi, sekreterle eş aldatma, çocuk aldırma gibi klişelerden ibaret dizi sektörümüzden para kazananların, kazandıkları ne kadar haktır insan daha da sorguluyor.

Bir başka kaliteli özelliği de dramanın doğallığı ve komedi ile olan dengesi. Bizdeki en çok ağlanılan dizilerin, filmlerin sahnelerini akıllarınıza getirin. “Hadi oğlum yık babanı”, “Benim yüzüümdeeen” herkesin gözleri yaşlı, büyük, abartılı sahneler. Gözünün önünde ekmek teknesi, borcu bitmemiş taksisini veya evini yakma, çocuğunu annesinin kucağından koparıp zorla almalar. Yerli yapımlar ağlatmak, ağıt yaktırmak hatta bilek kestirmek heveslisi. Nolur ağlayın, mutlaka ağlayın diye muazzam bir kasma söz konusu. Aşırı büyük hareketler ve bir o kadar gerçek hayatla alakasız en uç hikâyeler. 7-24 Müge Anlı izleyip, en ekstrem hikâyeleri senaryoya dönüştürüp utanmadan “gerçek hayattan alıntıdır” diyerek berbat yapımlar ortaya koyuyorlar. Ancak şükür ki This Is Us’ta bu da yok. Dizi çok doğal bir şekilde akarken hiç farkına varmadan boğazınız düğümleniyor. Bir bakıyorsunuz tütsümsü bir koku, meğersem ciğeriniz yanmış.

Relieved This Is Us GIF by HULU - Find & Share on GIPHY

Ayrıca size bir kendinze gelme fırsatı da tanıyor. Mesela yine bizde olduğu gibi sürekli keder, daimi aksilik, mütemadiyen sıkıntı gibi kavramlar yok. Biraz gülümseme, biraz hüzün, biraz kahkaha, biraz gözyaşı. Ve bu duygular arasındaki geçişler ise gayet yumuşak ve doğal.

Dizinin kurgusal bir başarısı da dizinin sadece ana karakterleri üzerinden gitmemesi. Kelebek etkisi misali Pearson ailesinin kaderine etki eden herkesin hayatını da öğrenmiş oluyorsunuz. William, Dr. Katowski hatta Randall’ı hastaneye bırakan itfaiye memurunun hayatını bile izliyorsunuz. Sürekli aynı kişiler ön planda olmuyor, hiç beklemediğiniz yan karakterlerin birden yaşamlarını seyrediyorsunuz. Farklı yaşam kesitlerinin böylesi başarılı sunumları da dizinin isminin hakkını fazlasıyla vermesini sağlıyor.

Gelelim dizideki favori sahnelerime. Dizi ilk yayınlandığında sadece afişini gördüğümden herhalde 3 farklı ailenin yaşamını izleyeceğimi düşünmüştüm ki aslında hepsi aynı aileymiş. İlk bölümün finalinde 3 çocuktan birinin evlât edildiğini tahmin edemedim ve çok iyiydi. Hemen sonraki 2.bölümde de kapıdan Peter yerine Miguel’in girmesi ise hem ters köşeydi hem de binlerce soru işareti oluşturdu. Allahtan dizi biraz olsun hafifledi de her bölüm sonunda sarsılmadık. Kevin’in 5.bölümdeki çocuklara ölümü anlatırken önce mahvedip sonra toparlaması da gayet iyiydi. Tam dizi duruldu derken 9.bölümde Randall’ın annesini hayalen gördüğü sahne resmen ciğer dağlayan sahne, Randall’ın haklılığı bir yana Rebecca’nın da perspektifini öğreniyor ve hak veriyorsunuz, tabii ki boğaz düğümlenmesi de buna dahil, sonra yine tam rahatlamışken 15.bölümde Randall’ın geçirdiği kriz ve Kevin’in yeni yakınlaşmaya başladığı kardeşinin yanına gitmesi…

ve yine aynı bölümde Miguel’in Kevin’e yaptığı konuşma ve akıllara gelen Pantera – Hollow şarkısının hikâyesi. Bir de yine 7.bölümdeki Randall ve Kevin sahneleri müthişti. İki kardeşin yıllar boyu aralarında oluşan mesafe, o buzlar… tekrar yakınlaşmaya çalıştıkları yemekte başarısız olmaları, sonradan düzelse de dram adına çok iyi sahnelerdi ve o hissiyat kesinlikle çok iyi işlenmişti. Her incelememde değinmediğim bir yer kalmasın diye mutlaka yapımları baştan sona hızlı hızlı gözden geçiririm ve bu sahnelere denk geldiğim an saniyesinde kötüleştim o kadar söylüyorum. Drama yapımlarını hiç sevmezdim ki şimdi neden sevmediğimi anladım, hep bizim kötü yapımlara maruz kalmışım da ondan. Tebrikler yerli yapımlar

Veee eksik gördüğüm yanlara gelelim. Açıkçası William’ın gay daha doğrusu biseksüel olması bence zorlamaydı. Zira dizide dram kaynağı olarak temel her şey vardı, bu da eksik olmasın diye konmuş gibiydi. Evlat edinme var, e ırk sorunları var, şişmanlık sorunları var, abi-kardeş sorunları, hastalık var, her kesimin sorunlarını This Is Us mantığıyla yansıtıyoruz, bunu da es geçmeyelim diyerek yapılmış gibi geldi. Başka bir hikâye olarak işlenseydi daha iyi olabilirdi. Toby, Kevin’in eski karısını kazanmasında yardımcı olacağını söylerken, o anlarda yanında olsaydı iyi olurdu. Kate’in şişmanlık sorunu yüzünden yaptığı tavırların yer yer sıktığı oldu, Toby ne yapsa olmuyor, her şeyi yapıyor ancak yine tavır yine tavır. Ancak olur o kadar.

THIS IS US — “I Call Marriage” Episode 114 — Pictured: (l-r) Justin Hartley as Kevin Pearson, Alexandra Breckenridge as Sophie — (Photo by: Ron Batzdorff/NBC)

Diziye renk atan anlar ise Westworld’teki William’ımızı, Brad Garrett ve Seth Myers’ı (ki zerre komik bulmam ama olsun) gördüğümüz anlardı. Bu arada gözünden kaçıranlar için not düşeyim, Jack’in 11.bölümde babasına gidip para istedikten sonra sattığı arabası 18.bölümde tamir ettiği Mrs.Peabody’nin arabası. Hep satmayı düşündüğü arabayı herhalde ona vermiş. Dizide bu sahneleri görmesek de araba aynı olduğundan belki yeni sezonda arabanın da bir hikâyesini izleyebiliriz. Tamam Rebecca’nın Miguel ile evliliği ve Jack’in ölüm nedenine kıyasla çok olmasa da insan yine de merak ediyor. Son olarak da Randall’ın tatlı çocukları ve aşırı sempatik eşi Beth ile yine o kadar sempatik Sloane ondan bir tık az olan Sophie’ye de dikkat çekmem gerekir, zira ikinci sezonda birden bu karakterlerin de hayatlarını izleyebiliriz.

Dizinin puanı ne yazık ki 8.9 ancak kesinilkle az. Ben olsam 9.3’ten aşağı vermem. Bunca yazıdan sonra diziyi tavsiye etmiyorum. Bu konularda dost meclislerinde bile konuşabilmeniz açısından izlemeniz bir yükümlülük. Hayır yoksa ciddiye alınmazsınız.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*