Frekans (Cell) (2016) Incelemesi
Film İncelemeleri

Frekans (Cell) (2016) Incelemesi

Bir Edirne seferinden memleketim Istanbul’a dönerken gerek vakit geçirmek sebepli gerekse “acaba turizm şirketi hangi filmleri yüklemiş” diye merak nedenli, açtım öndeki koltuğa sabitlenmiş ekranlı cihazı ve ne göreyim? John Cusack‘lı, Samuel L. Jackson‘lı Frekans filmi var. Her ne kadar ilk görünce “ya bu film 2000 yapımı film değil mi” diye düşündüysem de açınca bambaşka bir filmle karşılaştım.

Shephen King’in aynı adlı romanından uyarlanan filmi izledikçe farklı fikirler ediniyorsunuz. Bakınız hikâye Stephen King, oyuncular John Cusack ve Samuel L. Jackson. Normalde afişi görüp direkt en kötü 7-8’lik bir film diye düşünürsünüz. Ancak hiç alâkası yok. Film adeta “koşullar bu kadar akıllara kazınacak film yapmaya müsaitken nasıl bir çuval incir berbat edilir”in en başarılı örneği. Yoksa alelade bir sinema-tv mezununa bu imkânları verseniz böyle bir film çıkarmaz.

Seneler önce 1408 filminde bir arada gördüğüm bu ikiliyi bu filmde görünce heyecanlandım ve iyi bir film izleyeceğiz galiba diye kulaklığımı taktım izlemeye koyuldum. Ancak büyük bir hayal kırıklığı. Öncelikle film elinde telefon bulunan herkesin birden zombileşerek ya da daha ziyade 28 Gün Sonra filmindeki gibi çılgına dönerek insanlara saldırmasıyla başlıyor. Buradan metro sahnelerine kadar her şey normal ancak metrodan kaçışta kahramanlarımızın merdiven çıkarken ayaklarına yapışan zombi klişesi ile film kötüleşmeye başlıyor.

Zombileri anız yakar gibi yaktıkları sahne ise yok artık dedirten cinsten. Kızın genç ergene *önce kim ateş edecek oynayalım mı?* diye gereksizce sorması ve sonra çocuğun zaten hiç ateş etmeyişi bir yana benzin ateşinin hızla herkesi yakıp aracı havaya uçurmadan önce kahramanlarımızın çatışmasını beklemesi başka bir yana. Ayrıca gerek kız gerekse silah karşıtı olan başrolümüz John Cusack’ın çatır çatır adam vurmaları, çocuğun elinde silah olmasına rağmen ateş etmeye korkması ancak yanar halde korkup yürüyen zombileri görünce içeri kaçmaması da ayrı bir olay.

Sırf heyecan katma adına birini harcamak gerekli görülmüş olacak ki manasız ve saçma bir şekilde profesörümüzün can verdiğini görüyoruz. O kadar akıllı adam eğilmeyi, yere yatmayı akıl etmiyor. Her şeyi geçtim insan aracı ne olur ne olmaz diye uzağa park etmez mi? Biri metrodan kaçıyor biri zombileri stand-by konumuna getirmeyi biliyor ancak bunu akıl eden yok.Hele barda kapı kilitmeyi unutmaları var ki…

Ayrıca filmin adı frekans yani zombilerimiz baz istasyonundan yayılan sinyallerle birbirleriyle iletişim kuruyorlar lâkin gelin görün ki bu zombiler akşam olunca çekmiyor. Profesörün onları uyuturken dinlettiği Trololo Song olarak bilinen şarkı da filmin ciddiyetine gölge düşürüyor. Her şey bir yana biraz gerçekçi olalım, geceden sabaha kadar şarjı dayanan telefon var mı? Yok! Megafondan müzik yayını yapılması daha mantıklı olurdu. Ertesi gün o telefonları toplayıp nasıl şarj ediyorsun?

Bir de bu filmde neden herkes kimsesiz veya neden tüm sevdiklerinin öldüğünden bu kadar emin? Hadi Tom abi eşindeen ayrılmış hiç çocuk falan da yapmamış diyelim, kız da annesini öldürmüş, onun da bir sevgilisi veya kardeşi yok diyelim e babası? O da yok anlaşılan. Geliyoruz ana kuzusu öğrenci gencimize, o da aslında bir klon herhalde ki onun da fellik fellik arayacağı bir annesi, babası veya kardeşi yok hatta profesör de öyle. Herkes kimsesiz, herkes tek başına kaldığından emin, kimseyi düşünmüyor, bir tek baş kahramanımız Clay’in seveni ve sevdiği var. Takılıyorlar onun peşine, hoş biz de ona takılarak filmi izledik. Düşününce çok da şaapmamak lâzım

Gelelim final evresine. Eşi kırmızı kapşon içinde görüp öldürüldüğüne tanıklık edince de her şeyin normale döneceğini düşünüyoruz ama yok başka bir kırmızı kapşonlu daha var. Eşi niye giymiş onu anlamak mümkün değil, zaten senaryoyu genel olarak anlamak pek olasılıksız. Kırmızılı adam John Cusack çizdi diye mi var, eşi niye kırmızı kapşon giyiyor, frekansı kim yayıyor, yağmuru kim döküyor, Samuel L. Jackson kaç gişe ediyor? Son sahnede görüyoruz ki aslında frekansla zehirlenenler bir hayal dünyasında gibi mutlular. E peki kamyonu patlattıktan sonra çocukla John nasıl hayatta kaldılar?

Kısaca öylesine manasız, gereksiz, lüzumsuz bir film. Herkesin vaktini çalmaya yönelik bir yapım. Birinin 28 Gün Sonra ile Walking Dead’i harmanlayası tutmuş ama mayası tutmamış. IMDB= 4.3 vermiş ben de 4 verip filmi unutmak istiyorum. Saygılar.