Black Mirror I.Sezon Incelemesi
Dizi İncelemeleri Sinema

Black Mirror I.Sezon Incelemesi

Gerek çevremin yaptığı propaganda gerekse IMDB’den tutun da Rotten Tomatoes’una kadar herkesin muazzam yüksek puan vermesinden ötürü şu Black Mirror dizisini bir izleyeyim artık dedim. Genelde dizilere iki bölümlük mühlet tanıyan biri olarak zaten sezonu üç bölümden ibaret olan bu yapımı izlemek beğenmesem dahi bir vakit kaybı yaratmayacaktı.

Diye düşünüyordum ki izledikten sonra yanıldığımı anladım. Dizi gerçekten vakit kaybı. Zira topluma adeta “kara bir ayna” tutan bu yapım öyle çok da kimsenin akıl edemeyeceği türde bir şey yansıtmıyor. Eğer 18 yaşına yeni basmış hayatı yeni yeni sorgulamaya başlamış bir bireyseniz gerçekten izlemeniz gereken bir yapım lâkin belli bir yaşa ermiş artık kendini “ergin/olgun” olarak tanımlayan biriyseniz size katacağı çok bir şey yok. Yani öyle aman aman akla gelmeyecek bir bakış açısı katmıyor sizlere, en azından ilk iki bölüm için durum bu.

Eminim ki üstteki paragrafı okuduğunuzda beni ukalalık ile suçlayarak “böyle yazmışsında madem öyle niye tuttu bu dizi?”diye illâki aklınızdan geçirdiniz. Hemen açıklayayım. İlk olarak bu tarz eleştirel bir yapım bulmak zor. Yani en iyi eleştiriye sahip olmasa da bir nevi ilk olma özelliğini taşıdığı için insanlar beğenmiş olsa gerek. Ayrıca Avrupalısından Asyalısına herkesin diplomatik olduğu ve birbirini açık yüreklilikle eleştiremediği bir dünyada biri çıkıp da eleştirince “ooo” diye büyük ilgi görebiliyor. Biraz Louis C.K, biraz Bill Burr, biraz Dave Chapelle gibi kara mizah erbabı, eleştirinin sınırlarını kaldıran komedyenlere aşina olan biri için bu eleştiriler tek kelimeyle “tırt”  kaçıyor. Yani ortada boy olmasa da bir makyaj aynası boyutunda bir ayna var ancak kesinlikle siyah bir ayna değil.

Gelelim bölümlere:

1.Bölüm – Milli Marş (The National Anthem)

Bir terör örgütü veya her ne mantar ise İngiltere Prensesi’ni kaçırır ve serbest bırakmak için de başbakanın ulusal kanalda canlı yayında bir domuz ile cinsel ilişkiye girmesini ister ve bu isteğini de video olarak Youtube’a yükler. Şimdi ilk olarak ikilem  yaratma adına, “ben olsam ne yapardım?” diye düşündürebilmek için gayet absürt bir fikir. Hani ortaokul veya lisedeyken “1 milyon dolar verseler … yapar mıydın” diye sorulan genelde de cinsel içerikli ve geyik amaçlı sorular var ya aynı onlar gibi. İlk duyduğumda dizide mizah ögesi var diye düşündüm meğersem her şey ciddiyet içinde akıyor. Eleştirilen konuya gelecek olursak video tüm kanallarda yasaklanıyor ancak internete yüklendiği için elleri kolları bağlanmış oluyor. Eleştirinin bilgeliğine gelin. Sizce de okyanus kadar derin bir eleştiri değil mi? Eleştirinin sığ olma sebebi şudur ki bilinci olmayan kavramlar eleştirilmez. Ne demek bu? Şu demek: internet, cep telefonu ya da bıçak gibi icatların bir bilinci yoktur, yani kendi kendilerine hareket edemezler, yani bunların olumlu ve olumsuz olarak doğurdukları sonuçlar onları kullananlara yani bizlere bağlıdır.

Daha da basit şekilde açacak olursak bıçak ile elma da kesebilirsiniz, insan eti de ancak sizin insan eti kesmenizden dolayı bıçak sorumlu tutulamaz. Dolayısıyla internet böyle eleştirilmez, daha ziyade insanların interneti yanlış kullanımı olarak eleştirilebilir. Burada ne yazık ki ilki oluyor, “internet elimizi kolumuzu bağladı” deniyor. Halbuki burada yanlış olan şey, Youtube’tan kaldırılmasına rağmen birtakım kişilerin sorumsuzca davranıp bu görüntüleri bireysel olarak yüklemesi ve haliyle yayılmanın önüne geçilememesi. Yani suçlu internet değil, onu kullananlarda ancak dizide eleştirilen nokta bu değil.

2.Bölüm – On Beş Milyon Hak (Fifteen Million Merits)

Teknolojiyle donatılmış bir distopyada her birey bisiklet çevirerek hak veya daha basit tanımla puan toplar ve hayatını bu puanlar doğrultusunda idame ettirir. Bu düzenden de kurtulmanın tek yolu yetenek yarışmasında bir yerlere gelebilmektir. Şimdi gelelim teknoloji ile donatılmış distopyamıza, öyle ufkunuzu zorlayacak bir teknoloji yok, bolca dokunmatik ekran ile Xbox Kinect mantığı var hepsi bu. Eleştiri kısmı ise bireylerin topladıkları puanları yemek ve eğlence için kullanması. Eğlenceden kasıt da en taban iq’ya sahip bireyleri eğlendiren çeşitli leş televizyon programları ile erotik filmler. Bakın mesela bu da kimsenin aklına gelmezdi. 40 yıl düşünsem insanları (özellikle erkekleri) cinselliğe olan zaaflarından dolayı eleştirmeyi akıl edemezdim. Buna ek olarak yetenek programlarına yapılan eleştiriler var; reyting uğruna yarışmacıların aşağılandığı ve harcandığı vurgulanıyor. Bakın bu da 26 yıllık ömrümde hiç akıl edemediğim bir detay.

Türkiyenin Yıldızları ve X-Factor istisnaları dışında yapılan onca Popstar, bilmemnestar, O Ses Türkiye, Yetenek Sizsiniz  gibi bir ton ıvır zıvır programdan bir tane dahi yetenekli bir birey çıkmadığını (tüm ülkelerde durum bu), jürilerin ilerde kendilerine rakip çıkmaması için iyileri eleyip veya zaten en başta yarışmaya dahil etmeyip vasatları veya yer yer bazı ünlülerin çakma versiyonlarını birinci yapıp sonra da hiçbir şekilde arkalarında durmayarak desteklerini çekip onları boşlukta bıraktıklarını akıl edecek bir zihne de gördüğünüz gibi sahip değilim. Ayrıca bu kadar internet eleştirisi nerede yapılıyor? INTERNET ÜZERİNDEN YAYIN YAPAN NETFLIX ARACILIĞIYLA. Hani şu Türkiye pazarına yeni giren ancak Avrupa’da ve özellikle de Amerika’da sosyal medyadan sonra insanların en çok bağımlı oldukları dijital platform. İşin daha tuhaf yönü ise tüm bu durumu eleştiren baş karakterimizin sonra sistemin bir parçası olup program sunması. Bu ne demek biliyor musunuz? Tv8’e çıkıp Acun Ilıcalı’ya laf söylüyorsunuz sonra Oynat Bakalım sunmaya başlıyorsunuz. Ha derseniz ki “yahu asıl eleştiri bu zaten, günümüzde herkes eleştiri yapıp sistemin bir parçası oluyor” o zaman bu dizinin yapımcısı ve yazarları da üstteki verdiğim Netflix çelişkisi sebebiyle eleştirdikleri şeyin aynısını yapan kişiler. Dolayısıyla bıraksınlar bu işleri.

3.Bölüm – Senin Tüm Geçmişin (The Entire History Of You)

Teknolojinin yine alıp başını gittiği bir ortamda herkesin boynunda bir çip vardır ve her anılarını kaydederler. Başroldeki çiftimizin koca olanı eşini bir olay üzerine kıskanır ve üstüne gider, sonunda da aldatıldığını öğrenir. En sonunda da aynanın karşısında anılarından kurtulabilmek için “senin ben geçmişini sileyim” dercesine boynundaki çipi çıkartır. Çok şükür ki nihayet övgüye değer ve izlenebilir bir bölüm çıkıyor karşımıza. Buradaki önemli etmen ise eleştiri başarısı değil, daha ziyade izleyiciyi düşünmeye sevk etme yönü. İzlerken ister istemez, “yahu gerçekten her anımız kayıtlı olsa sürekli iyi anıları izleyip daha mı mutlu olurduk, yoksa kötü anılar da hatrımızda olacağı için geçmişimizden kopamayıp sürekli ayrılıklarla ve ölümlerle yüzleşip depresif bir hayat mı yaşardık?” diye düşünmeden edemiyorsunuz. Bir de dizide hiç televizyon veya internetten video veya film izleme gibi bir olay yok. Herkes sürekli bir anısını yansıtıp izliyor, çizilen portreye göre demek ki anılarımızı kayıt altına alsak sürekli onları izlemekten başka bir şey izlemeye vaktimiz olmayacak. Misal Netflix, Amazon, Hulu falan hep batar. Şaka bir yana mutlu mu olurduk depresif mi ikilemini düşünürken bir nevi galibi buluyorsunuz. Böyle bir yeteneğin olması kesinlikle olumsuz sonuç doğurur, zira insanların sürekli anı izlemesi zaten başlı başına bir saplantı. Ancak öte yandan insanların göz göre göre yalan söylemesinin de önüne geçiliyor. Yani insan düşüne düşüne işin içinden çıkamıyor ki gayet zevkli bir durum. Bölüm adına negatif denebilecek tek şey ise her şeyin tek tuşlu bir akbilden gerçekleştirilmesi.

Dikkat ederseniz dizinin ismini yeni yeni duymaya başladık, öyle ki ben yeni bir dizi zannediyordum, meğersem 2011’den beri yayındaymış. Adam Ruins Everything’in Hollywood bölümünde öğrendiğim Oscar gerçeğinden sonra ister istemez bir “puan lobisi” olduğunu da düşünmekteyim. Çeşitli yüksek bütçeli reklâmlar veya teşviklerle bazı yapımlar manasızca parlatılıyor veya birden patlayabiliyor. Sonraki bölümler belki muhteşem olabilir, henüz izlemediğim için bilememekteyim ancak sırf şu iki bölümün bayağılığını telafi edebilmek için sonraki bölümlerde göğü ortadan yarmaları, Irma kasırgasının içinden geçmeleri falan gerekiyor.

Dizinin IMDB genel puanı 8.9, Rotten Tomatoes I.sezon puanı ise %100. Ben ise 3.bölümün hatrına ilk sezon için 7.3 vermeyi uygun buluyorum.