Marvel’s Iron Fist I.Sezon İncelemesi

Marvel’s Iron Fist I.Sezon İncelemesi

Salut!

Süper kahraman dizisi olur da ben kaçırır mıyım? Hem de Marvel, hem de Netflix. Daredevil ve Luke Cage’ten gayet memnun kaldığımı önceki yazılarımda belirtmiştim. Biliyorum biraz geç oldu, (bu geç oldu lafını yazdığımda bu kadar geç olacağını tahmin etmiyordum, nasıl bir ruh haline büründüysem izledikten sonra yazıyı yayına göndermeyi unutmuşum CİZIS KIRAYST) ancak ne yapayım? Bir günde tüm sezon yayınlanıyor diye obur gibi iki günde izleyip sindirmeden, tadını almadan mı tüketeyim? Bir bölüm izleye izleye ancak bitirdim. Şimdi de inceleme vakti.

İlk izlenimlerimi anlatmam gerekirse Daredevil’dan sonraki yapımlarında hafif hafif düşmeler olduğu kimsenin gözünden kaçmamıştır. Her ne kadar bunun temel sebebi Daredevil’dan sonraki karakterlerin Daredevil kadar tanınır olmaması olsa da hafiften sanki diğerlerine aynı enerji harcanmamış, hamurunda aynı kalitede bir ekip yer almamış gibi gelmeye başlıyor.

Casta gelelim. %80 başarı desek yeridir. Hele hele Colleen Wing’i canlandıran Jessica Henwick’e ayrı bir başlık, hatta paragraf açmayan bir eleştirmen görürseniz kapatın sekmesini bir daha da okumayın yazılarını. Belli ki bu işten anlamıyordur. Tamam asyalılarda tatlılık banko ancak bu nedir? Cuk oturmanın ötesinde bir seçim. Her ne kadar karakterin orijinaline saç rengi ve yüz hattı olarak çok birebir olmasa da Jessica Henwick’li Colleen Wing daha iyi, Stan Lee bir zahmet karakteri ona göre revize etsin. Neyse bu kadar Jessica Henwick övücülük yeter. Meachum ailesinin fertleri de ayrı ayrı rolünün hakkını veren oyuncular. Carrie-Anne Moss’lu Hogarth’ı burada daha fazla görmek mutlu etti. Hukuk denince Nelson ve Murdock gelse de bu yapımda cool, soğuk ama vicdanlı “devlet gibi kadın Hogarth”ı izlemek de keyif verdi. Peki nasıl oluyor da %80 oluyor? Çünküüüü başroool. Luke Cage’ten Daredevil’a , Black Panther’dan Psylocke’a son zamanlardaki tüm oyuncu seçimleri karakterlere çok iyi hayat verdi ve üzerlerine Hugh Jackman kadar yapıştığı için en az onun gibi uzun yıllar onlardan izlemek isteyeceğiz. Lâkin aynı şeyi Finn Jones için söyleyemem. Biraz toy bulduğumu da belirtmem lâzım. İş adamı Danny Rand’i iyi oynasa da Iron Fist’in hakkını çok verebilmiş değil.

Gelelim çok konuşulan dövüş sahnelerine. En azından dövüş sahnesinin olması bile güzel. Zira Luke Cage çok güçlü olduğundan çok fazla seyredememiştik, en son izlediğim Legion karakterinde de zerre aksiyon görmeyince buradaki dövüş sahneleri çok kötü gelmedi. Ancak 5. Bölümdeki dövüş sahneleri fazla beyefendiceydi diyebilirim, çok iş adamıcaydı. Sarhoş dövüşçüyle olan sahnelerle biraz toparladı diyeceğim ama o adamın da aksanı çözemedim. Asyalı ama yarı biritiş-yarı bilinmez bir aksan. Keza Davos da öyle. Geri kalan dövüş sahneleri ise öyle yerden yere vurulacak kadar kötü değil vasat sadece. Daredevil çıtayı yükselttiği için böyle deniyor. Adam merdivenden adamları döve döve indi bee. Hey gidi hey.

Bakalım sırada ne var? Senaryo. Şimdi senaryo çok kalite değil, o da vasat. Luke Cage yazımda da bahsettiğim gibi Marvel’ın karaktlerlerinin kaybettiği “aşırı kibarlık” konusu tabii ki tam gaz devam. Yok “öldürürsek onlardan ne farkımız kalır?” yok bilmem ne. Allah aşkına Meachum’ın ölümden döndüğünü bilen adam Bakuto’yu öldüremiyor. Hoş yine geri gelecek yani pratikte kafasını kesmesi gerekiyor, Hand desen her yere sızmış bırak polis örgütünü. Lâkin yine de “adalete teslim etme” peşindeler ki onu da beceremediler. Adam ya kalkıp gitti ya da karga tulumba taşıyıp götürdüler. Bir de o sahneden sonra biricik yarin, Colleen’in elinden yaralanmış, iyileştirsene vicdansız, bir perçem chinin lafını mı yapıyorsun? Olumlu olarak gördüğüm konu ise ölümlü karakter olduğu için gücünün her şeye yetemeyeceğini gösteren bir sahnenin akıl edilmesi. Hai-Qing Yang’i ikna edip adamlarıyla Gao’nun mekânını bastırması şahsen bravo dedirtti. Ölümlü adamsın, süperliğin beş para etmez, o bedendeki chi olmadıkça. O da her zaman yok, şarj olması gerekiyor. Örgütle, isyan çıkar. Aferin. Harold’un kızına yumruk atan adamı estetik kılıç hareketiyle öldürüp de ölümsüz olmasına rağmen Hand’e kafa tutamaması ise soru işareti yaratıyor, zira Danny’e borusu ötebiliyor. Neden? Danny kibar adam, işte hikâyenin başka yanlış yönü. Kötü adamları öperek biteremezsiniz. Şu sözümü yazın bir kenara. Bir de Radovan’ın kızı uğruna sayısız insana acı çektiren Gao’nun teklifini kabul edip tek bir kişiyi kurtarması… manasızca aşırı bir iyilik söz konusu. Bir de finaldeki sözde “ters köşe” çabası var ki akıllara ziyan. Neymiş Joy, Danny’den hem de Davos ile birlikte kurtulma planı yapıyor. Hadi Davos kıskançtı diyelim, Danny’nin değil de Iron Fist’i kendisinin hak ettiğini düşünüyordu diyelim, öyle açıklamış olalım, yahu Joy ki babasına sırf Danny’e kumpas kurduğu için karşı geliyor, Danny sırf onları kurtarmak için canı pahasına silahlı adamların arasına dalıyor ancak bakıyoruz ki Joy birden Danny’yi ortadan kaldırmak istiyor. Duy da inanma. Manasız bir kasış söz konusu. Allah’tan başlarda pislik olan Ward imana geliyor da Danny’yi final sahnesinde kurtarıyor. Güzel bir dönüştü, karizmasına yakışanı yaptı.

Son olarak mantıksız bulduğum bazı yerleri de anlatmanın vakti geldi. İlk olarak Ward’un telefonunu alan Bakuto sonra geri vermiş demek ki, kibar adammış, çünkü sonraki bölümde ‘Ward’un telefonu onda kaldı mesajı atan Bakuto, birbirlerine düşürtecek herhalde’ diye düşündüm. Garipti. Neyse. 8.bölüm sonlarındaki dövüş sahnelerine bakıldığında Colleen zehirli kılıçla yaralanıp saatlerce yaşayabiliyorken, diğer adamlar balta saplanır saplanmaz zehirlenme etkisi gösteriyorlar. Neden? Çünkü Colleen başrol, damarlarındaki asil kan zehre geçit vermiyor. Turnuvadan sonra Heroes’daki Sylar misali telekinetik bir hareketle Danny’yi uçuran Gao’dan bir daha öyle bir özel yetenek göremiyoruz. Harold’un hafıza olayları da bir tuhaf. Taa bilmem neredeki gölden çıkıyor saf saf yürüdükten sonra şirkete kadar geliyor. Yerini nasıl hatırlıyor ve neyle gidiyor? Cebinde parayla mı gömmüş Ward? Vs. Vs. Ha birde Kun Lun’da araba kullanmayı da öğretmişler. Öyle orada da en hızlı eşek benimdi diyor ama cayır cayır araba da kullanıyor.

 

Yazı daha da 1000 kelimeye dayanıp sizi yormadan bitirici vuruşları yapayım. Claire Temple yani Rosario Dawson yine illallah dedirtti. Mesela Hogarth’ı bu kadar görmek sıkmaz, kadının asaleti yetiyor. Lâkin Claire’in Luke Cage’ten miras kalan “sweet christmas” lafını söylemesi hoştu.. Final sahnesinde kötü adamın arkası dönük gitmekte olan iyi adamı vurma adına yerdeki silaha uzunması klişeydi de Allah’tan yerli diziler gibi Colleen’in vurulmasıyla sonuçlanmadı, Ward başkan çıktı tak tak indirdi. “Literally” indirdi, çatıdan düşürdü adamı. Sonra finalde de çiftimiz balayına Kun-Lun tatiline gittiler ki her yer kan. Kun-Lun’ın dağlarında çiçekler açmamış, şehir ortadan kaybolmuş.

 

Dizinin şimdiki IMDB puanı 7.3, ben de daha fazla puan kırmayarak 7.3’te bırakıyorum. Bir sonraki incelemede görüşmek üzere sayın okurlar.

Semih İspir
Semih İspir Sinemecra Yazarı
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*