Black Mirror 2. Sezon İncelemesi

Black Mirror 2. Sezon İncelemesi

4. Sezon haberlerinin ve paylaşımlarının sosyal medyada artması sebebiyle izlemiş olduğum 2.sezonun incelemesini yazmanın vakti geldiğine karar verdim. Kabul ediyorum ilk sezona göre bir toparlama söz konusu. Yine 1-1 kadar kötü bir bölüm olmasa da 1-3lük kadar iyi bir bölüm de yok ancak genel olarak ilk sezondan daha iyi.

Black Mirror 1. Sezon incelemesi

1- Be Right Back

Ash ve Martha birbirini çok seven bir çifttir. Derken bir gün Ash ölür ve Martha içine kapanır, ne yaparsa yapsın acısını dindiremez. Sonra cenazede gördüğü Sarah (artık her nesi oluyorsa) ona bir yazılımdan bahseder. Ash’in anılarını ve fotoğraflarını yüklediği takdirde yazılımın bir nevi Ash’in karakterine benzer bir karakter oluşturacağını ve böylelikle onunla görüşebileceğini anlatır. Öncelikle tereddüt etse de sonunda yazılımı kullanmaya karar verir ve Ash ile yazışmaya başlar. Ancak ilerleyen safhalarda dijital Ash eğer Martha isterse kendisinin robot versiyonunu yani bir bedene yüklenmiş halini alabileceğini söyler. Ash de parası neyse basar ve alır. Sonra da küvette buzunu çözdürür, malzemelerini falan koyar, kıyafet ayarlar. Bir bakarız ki Ash “küllerinden” yeniden doğmuş. Hemen sevişirler. İşte bu noktada realizmin dibine vurmuşlar. Kim olsa aynı şeyi yapardı. Bakalım orijinalinin yerini tutuyor mu diye bir “kalite kontrol”den geçirirdi. Zira Martha da aynısını yapıyor ve de ne görsün? Adam “makine” gibi çalışıyor. Kulaklarda “Satisfaction” şarkısını çaldırıyor.

Ancak her şey bu kadar iyi güzel gitmiyor tabii ki. Sonuçta robot Ash, Martha’yı mutlu etmeye programlandığından ne derse onu yapıyor. Mesela “git” deyince gidiyor, “kal” deyince kalıyor. Bilmiyor ki bir kadın ne isterse tersini söyler. Kadın buna öfkeyle hafif hafif vurunca bu da ona mel mel bakıyor çünkü kodlarına böyle durumlarda sarılması gerektiği yazılmamış. İşte o an Martha anlıyor ki tamam yatakta harikalar yaratıyor ancak reelde tırt. Sonuçta bir Westworld robotu değil. Özetle gerçeğin yerini tutmuyor azizim, o his, o samimiyet, o doğaçlama hareketler, o inisiyatif yeteneği olmayınca olmuyor.

Konu gerçekten yaratıcı ve tıpkı ilk sezonun üçüncü bölümü “The Entire History of You” gibi sizi içine çekip “acaba bu durumda ben olsam ne yapardım” veya “böyle bir teknolojinin insanlar üzerindeki etkisi neler olurdu” diye düşündürüyor. İzledim, güzeldi işte gibi bir şey söz konusu değil. Dolayısıyla buradan iyi puanları haneye yazıyoruz. Ancaaakk. Gelelim eksilere. Düşünün ki bir sürü yazılımcı bir araya gelmiş yüklediğiniz anılardan falan filan size bir karakter oluşturuyorlar hatta bunun robotunu yapıyorlar falan akıl alır teknoloji değil amma henüz junior bir yazılımcı bile olmayan benim bile düşünebileceğim detayları es geçiyorlar. Mesela demiyorlar ki bu kadar insansı yaptığımız bu robota bu kadıncağız uyuduğunda gözlerini kapatma yeteneği koyalım, tamam algıları yine açık olsun ama kurban olam o gözler kapansın. Ha bir de göğüs kısmı tıpkı insanlar gibi inip çıksın. O kadar göz kırpmayı eklemeyi akıl etmişler, hatta çıplakken cinsel organını kapatacak kadar ahlak kodu bile yazmışlar ama nefes alma ve göz kapama yok. Robot olduğunu vurgulamak adına yanlış yerler buralar. Ayrıca bu iki küçük detay dışındaki önemli bir eksiklik ise konunun bir sonuca bağlanmaması. Tamam robotu beğenmedi ama öldürmüyor bir şekilde bir yere terk etmiyor, hiç olmadı sırtından bataryasını çıkart. Ama yok, o napıyor? Çatı katına kaldırıyor. Şimdi çatı katında inziva vakti. İyi bir son değil. Sonra çocuğun doğup baya büyüdüğünü görüyoruz, nereden baksanız 10 yaşında falan ki 10 yıl boyunca o çatı katında neler yaşandı? Hiç olmasa o performansın hürmetine insan alışır, o da zamanla nasıl davranacağını öğrenir falan. Bir de 10 senede o eskir, nefes alabileni falan çıkar ve de o teknoloji herkesin alabileceği seviyeye ineceğinden utanıp da çatı katına kışlıkların arasında naftalinleyip saklayacağın bir şey olmaktan çıkar. Neyse özetle güzel fikir ve boş bir son ama genel olarak iyi bir bölümdü.

2 – White Bear

Victoria sandalyeye bağlı bir şekilde bir evde uyanıverir ve hiçbir şey hatırlamaz. Sadece şaltere benzer bir sembolü gördükçe kısıtlı anıları hatırlar o kadar. Bakar ki evde kimse yok, bakar ki elleri bandajlı. Sokağa çıkar, bir sürü insan görür ancak kimse ona cevap vermez sadece telefonlarıyla çeker. “Azizim modern toplum insanı öyle bir hale geldi ki can çekişsek yardım etmek yerine videoya alırlar” geyiğini ciddiye alıp bir toplum eleştirisi mi yapılıyor acaba diye düşünüyoruz ama Allah’tan öyle değil. Neyse, başına bir ton şey gelen, ölüp ölüp dirilen Victoria sonunda bir çıkış yolu bulur ki bir de ne görelim? Aslında evden kaçış oyunlarına benzer bir oyunmuş her şey. Tek fark odadan kaçınca bir ödül yok tam tersi bir ceza var. Karşılığında neden orada olduğunuzu öğreniyorsunuz. Meğersem bu masum gördüğümüz Victoria çocuk katiliymiş. Ceza olaraksa hafızası silinip silinip bu dehşetengiz hikâyeyi tekrar tekrar yaşaması reva görülmüş.

Vasatın biraz altında kalan ilk sezondan sonra bu tarz bölümlerle ikinci sezonda toparlamaya başlamış gibi görünüyor. Hikâye gayet iyi ve yaratıcı diyebilirim. Her ne kadar izlerken biraz fazla acımasızca geliyorsa da suçu öğrenince gerçekten böyle bir cezayı reva görüyorsunuz. Bir nevi modern kolezyum misali, suçlu acımasızca ancak fiziksel olmayan bir işkenceyle cezalandırılıyor. Sadece bölümün eksik yönü cezalandırmanın sürekli aynı olması, bunu dizinin son 4 dakikasından anlıyoruz çok olmasa da birazcık dahi farklı sahneler görseydik daha iyi olurdu. Zira evden kaçma oyunları misali kimse aynı hikâyeyi iki defa izlemeye gelmez ve bu işkence fikri de zamanla rafa kalkar. Ancak izlediğimiz kadarıyla ekip çok profesyonel bir şekilde sürekli aynı senaryoyu tekrar tekrar yaşatıyor. Ufak değişiklikler işkenceyi daha keyifli hale getirebilirdi.

Önceki bölüme kıyasen çok fazla bahse değer bir şey yok. Kısaca yaratıcı ve iyi bir bölümdü. Bu tarzda birkaç bölüm, ilk sezonu telafi eder.

3 – The Waldo Moment

Jamie bir talk show programının parçası olan çizgi karakter Waldo’yu seslendirmektedir. Bir gün bir siyasetçiyle yaptığı röportajda onunla alay etmesi çok tutulunca Waldo’ya daha büyük bir teklif gelir. Waldo’nun artık kendine has şovu olacaktır seçimler de yaklaşmakta olduğundan kendisinden bir nevi seçimin nabzını tutmasını isterler. Ancak Jamie apoliktir, siyaset sevmez ancak emir büyük yerden yani yapımcısındandır. Yapmak zorunda kalır. En popüler olduğu zamanda da partiyi kullanarak seviye atlamak isteyen çiçeği burnunda bir kadın siyasetçiyle birlikte olmaya başlar lâkin seçime zarar vereceğine inandığı için Gwendolyn (bu da nasıl bir isim mandolin gibi) ondan ayrılma kararı alır. Bu durumun verdiği üzüntüyle katıldığı seçim tartışmasında kimliği de afişe edilince ve gördüğümüz kadarıyla bu ifşada Gwendolyn’in de payının olduğunu da öğrenince açar ağzını yumar gözünü ve tüm siyasetçileri yerin dibine sokar. Waldo kötü espirili genelde çocukça şakalar yapan basit bir karakterdir ancak animasyon olmasına rağmen politikacılardan daha sahicidir. Görüşleri gençler arasında giderek benimsenir ve bir kitleye sahip olur, sonrasında da gelen tekliflerle giderek başka ülkelere de pazarlanabilen bir ürün halini almaya başlayınca Jamie, Waldo’yu bu durumdan uzak tutmaya çalışır ancak ne yapsa da başaramaz. Sonunda da yapımcısı kontrolü ele alır ve Waldo’yu daha vahşi ve daha provokatif şekilde insanları kışkırtmak için kullanır. Basit bir mizah karakteriyken Waldo artık vahşi bir canavara dönüşmüştür.

İlk iki bölüm kadar keyif vermese de kesinlikle üzerinde daha çok konuşulacak malzeme barındıran ve sezonun en az beğenilen bölümüdür. 29-30. dakikalar arasındaki koridor konuşmaları dizinin en kayda değer anıdır. Waldo animasyon da politikacılardan daha gerçektir ve dürüsttür. Politika bilmez ama iyi bilmediği için insanları dolandırma veya kandırma konusunda da acemidir ve istesizdir de. Dolayısıyla insanı gerçekten tilki siyasetçilere mi yoksa siyasetten anlamayan ama özünde dürüst politikacılara mı ihtiyacımız var diye bir düşündürüyor. Ancak geldiği mevkiyi basit espirilere borçlu olduğu için yerini doldurmak pek kolay oluyor ve kimse yeni Waldo’yu eskisinden ayırt etmiyor. Bir önceki bölümler kadar heyecan veya yaratıcılık içermese de yazım kalitesinden kurtarıyor denilebilir. Ancak neredeyse enstrumantal müzik misali sözsüz bir ikinci bölümden sonra bu kadar replikli bir bölüm herhalde biraz ağır gelmiş olsa gerek. Çok aman aman bir bölüm olmasa da her konudan ilk sezon birinci bölümden (The National Anthem) bin kat daha iyi bir bölüm. Şahsen Waldo’yu bilmem ama Triumph The Insult Comic Dog aday olsa ondan başkasına oy vermem.

4 -White Christmas

Matt ve Potter’ı şehrin hay huyundan uzak, herkesin hayalindeki bir dağ evinde görürüz. Potter hiç konuşmayınca Matt arkadaşlık kurma, iki lâfın belini kırma adına başlar kendi hikâyesini anlatmaya. “Çok üst düzey” bir teknoloji şirketi olduğunu ve hobi olarak da karşı cinsle iki kelam edemeyen bireylere “koçluk” yaptığını öğreniriz. Sonrasında da bu koçluk serüvenlerinden birinde suç işlediği ortaya çıkınca Potter da dökülmeye başlar. Meğerse Potter da bir suçluymuş ve kendi gibi birini bulunca açılacak yer arıyormuş (tabi 5 senedir orada kaldığını sanmasının da etkisi büyük) Meğersem bir zalımı sevmiş. Zalım onu aldatmış, çocuğu da onu engellediği için göstermemiş, adam ortalıkta yavrım yavrım diye dolanıyor. Zaten bu kadın This Is Us’ta da böyle zalımdı.

Burada da bağrı yanmış, hayalleri sönmüş, Potter Bülbül

Black Mirror yılbaşı özel bölümü. En çok ses getiren bölüm olmasının bir diğer nedeni de Jon Hamm. Başka pek bir şey yok diyebilirim. Öncelikle gelelim Matt’in şirketine. Müşterilerin bir nevi minik, sanal kopyasını yaratan bir teknoloji söz konusu. Kişiye ait tüm bilgiler elde ediliyorsa bunu otomat hatta termostat vari bir yapıyla halledersin. Niye ona bir beden verip gerçek insana birebir benzetip sonra işkenceyle yola getirme yoluna gidilsin? Kişinin isteklerine göre daha basit bir bot ile iş çözülür ama yok dram yaratılacak ya “bakın ne hayal gücümüz var ama?” dedirtilecek ya olayı kişileştirelim de yürek burkalım. Hadi bunu es geçtik. Küçük bir numune alınması numunenin sahibine bir negatif etki oluşturmuyor. Yani kadın kendisinden bir tane kopya yaratıldığında ve ona işkence edildiğinde kadın o acıyı çekmemiş oluyor. Ancak ne yaratıcı bir mantıktır ki Potter’ın kopyasını yaptıklarında o kopyaya manasızca işkence ediyorlar. Yahu bu sadece adamın tüm bilgilerini içeriyor diye ondan bilgi elde etmek adına oluşturulmadı mı? Kopyanın ne suçu var? Kopya cezalandırılınca bireyin özü acı çekmiyor ki. Bir de suçlu Potter’ın ne ceza aldığını da öğrenemiyoruz. Her şey geçtim aynı 1.bölümdeki mantıksızlık misali yine yazılımcılar okyanusu geçip derede boğulmuşlar. Koskoca bir insanın hatıralarını karakteristik özelliklerini, huyunu, suyunu kopyalayabilecek teknoloji icat etmişler ama o bilgilere erişebilmek için türlü oyunlar yapıyorlar. Lan direkt okusanıza onları. Bu kadar dramaya, zahmete ne gerek var?

İlk sezonda (özellikle 2.bölüm) teknoloji namına çok yaratıcı bir şey yoktu bu sezonda oldukça var ancak gerçekçi değil. Finallerde de bir bağlayamama söz konusu. Dizi kötü değil ancak sosyal medyada parlatıldığı kadar mükemmel, aylarca beklenesi bir dizi de değil. Demek yeni sezon çıkmış, iyi bir ara izleriz, bakalım neler yapmışlar diye bir meraktan dolayı izlenebilir o kadar. İlk sezon için 7.5 demiştim ve ilk sezondan daha iyi olduğundan her ne kadar 1-3 The Entire History Of You bölümüne su dökemeseler de bu sezona daha yüksek bir puan olarak 8.0 veriyorum.

Black Mirror 3. Sezon incelemesi

Black Mirror 4. Sezon incelemesi

Semih İspir
Semih İspir Sinemecra Yazarı
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*