Mindhunter 1. Sezon İncelemesi
Dizi İncelemeleri

Mindhunter 1. Sezon İncelemesi

Uzun zaman sonra inceleme yazısı yazmaya karar verdiğimde mutlaka bu diziyle başlamam gerek dedim; Mindhunter.

Klasik polisiye dizilerde görmek istediğiniz ne varsa üstüne bir de çikolata sos eklediğinizi düşünün, işte o dizi bu dizi.

David Fincher’ın yönetmenliğini üstlendiği, Charlize Theron’un da yapımcılar arasında yer aldığı Mindhunter olayları işleyişi ve karanlık atmosferi bakımından başta True Detective’in havasını veriyor.

Holden Ford (Jonathan Groff) isimli bir FBI ajanının kariyeri üzerinden anlatılmaya başlanan hikaye, bireysel hırslar, adalet duygusu ve seri katilleri anlama isteğinin midenizin ne kadar iğrençliği kaldırabileceğiyle ölçüldüğü bir sistem içinde ilerliyor.

Davranış Bilimlerinde her şeyin yeni yeni oluşturulmaya başlandığı, katillerin psikolojik açıdan incelenerek suçlu davranışlarında genelleme ve kavramlara yer verildiği döneme ışık tutan dizide Holden’ın gözünden baktığınızda normalde mantıksız veya aşırı bulabileceğiniz her şey mantıklı geliyor.

Her bölüm bir cinayeti çözüyoruz gibi bir akışla ilerlemiyor Mindhunter. Senaryo tahminimce hem ilk sezon olduğundan, hem de olayları işlerken FBI’da neler oluyor kısmını da detaylarıyla gösterdiğinden bölümler birer saat sürüyor ve cinayetler farklı bölümlerde çözülmeye devam ediyor.

Bill Tench isimli FBI ajanı, Yol Okulu projesiyle polis merkezlerine uzun yıllardır eğitim veren tecrübeli biri. Holden’ın hırslı ve istekli yapısını fark edip projeye onu da dahil ettikten sonra kontrolü yavaş yavaş kaybeden Tench aslında babacan bir karakter. Holden da karakter incelemesine bakıldığında çok dominant biri sayılmaz, ama Yol Okulu projesindeyken aklına gelen, Müebbet hapis cezası almış seri katillerin psikolojisini inceleme fikri kendinden çıktığından, olaylar onun çerçevesinde dönüyor.

Zaman zaman bürokrasi engeline takılsalar ya da bir suçlunun zihnine ulaşabilmek, bazen de itiraf koparabilmek için çirkinleşseler de istedikleri sonuca cesaretleriyle ulaşan iki dedektif var karşımızda. Holden işler çirkinleştiğinde ya da engellerle karşılaştıklarında kendisini öne atmaktan çekinmediği ve kritik kararları korkmadan verebildiği için kontrolü yavaş yavaş ele geçiriyor.

Akademisyen Wendy (Anna Torv) ’nin desteğini alarak Yol Okulu projesinde eğitim verdikleri polis merkezlerinde karşılaştıkları vakaları çözerken ve seri katillerin psikolojik değerlendirmelerini yaparken sonuçlara ulaşan ekip ‘Seri Katil’ gibi birçok terimin de isim babası oluyor.

Sherlock Holmes ve Watson’a arada göndermeler yapılan senaryoda en çok dikkat çeken şey her repliğin ince ince düşünülmüş olması.

Tench (Holt McCallany) ’in kendisiyle hiç iletişim kurmayan bir evlatlık çocuğu, Holden’ın da çok konuşup aslında çok şey paylaşmadığı bir kız arkadaşı var. Wendy ise lezbiyen bir akademisyen, o yıllar için çok marjinal kabul edilebilecek bir karakter, aynı zamanda da kendi kararlarını vermekten çekinmeyen bir kadın.

Bölümlerden birinde Wendy ile ilgili dikkatimi çeken enteresan bir detay vardı. Bu sahneyi buraya neden koymuşlar ki diye kafa yorana kadar o açıdan bakmadığımı fark ettim. Yeni taşındığı apartmanda çamaşırhanede bir tıkırtı duyunca orada bir kedi olduğunu düşünen Wendy, her akşam bir ton balığı konservesini havalandırma boşluğunun önüne koyuyor. Ertesi gün sabah konservedeki balığın yendiğini görünce seviniyor ve kutuyu çöpe atıyor. Birkaç bölüm bu sahne olay örgüsünden bağımsız olarak düzenli gösterildi. Başlarda kediyi bulup evine alacağını düşünmüştüm. O sıralarda olayları çözüyorlar ve aşama kaydediyorlardı. Derken bir gün konserveye bakmaya giden Wendy, ton balığının yenmeyip kurtlandığını fark ediyor ve dehşete kapılıp konserveyi yere bırakarak çamaşırhaneden uzaklaşıyor. O sıralarda iş yerinde de Holden tarafında olaylar karışıyor ve işler içinden çıkılmaz bir hal alırken Wendy tamamen kendisini bu olaylardan uzak tutuyor ve ekip arkadaşlarını korumak adına prensiplerini görmezden gelmiyor. Burada Wendy’nin işler çirkinleştiği zaman güvenilecek ya da karmaşa halinde ortamı sakinleştirecek kişi olmadığı resmediliyor.

Son derece sürprizli geçen final bölümü özellikle son 15 dakikasında fazlasıyla heyecanlı. Ve bir diğer enteresan durum da bütün sezon boyunca hiç suçlu kovalama sahnesi ya da enteresan kriminal detaylara boğulmadan soruşturmaların çözülüyor olması. Criminal Minds izleyenlerin bileceği gibi davranış bilimleri genelde silahlı çatışmaya mecbur kalmadıkça girmiyor, ellerindeki verileri değerlendiriyor ancak Mindhunter kesinlikle karakter çatışmalarının ön planda olduğu ve polisiye detaylarda kilişeleri geride bırakan bir dizi.

Diziyi anlatırken Holden’dan ismiyle, Tench’ten soyadıyla bahsetmemin sebebi karakterlerin verdikleri izlenim sebebiyle olabilir.

Bu yıl People’s Choice’da kesinlikle ödül alacağını düşündüğüm dizilerden biri. Arada birkaç bölüm geriye dönük hatırlatmalar yapan, görsel yönetmenliği son derece başarılı bir polisiye. İnsan psikolojisini merak eden herkesin içinde enteresan bir şeyler bulabileceği, polisiye severlere farklı bir bakış açısı ve detaylı kurgu sunan Mindhunter’ın puanı 9/10.