Split (2016) İncelemesi
Film İncelemeleri

Split (2016) İncelemesi

James McAvoy’un ustalık eseri olarak yorumlayabileceğimiz film hem psikolojik gerilim hem de suç kategorilerinde son on yılın en iyileri arasında bence.

Yönetmenliğini ve senaristliğini M. Night Shyamalan’ın üstlendiği Split, bedeninde 20’den fazla karakteri barındıran 30’lu yaşlarda bir erkeğin 3 kızı kaçırmasıyla gelişen olayları anlatıyor.

Oyunculuk performanslarının göz doldurduğu filmde psikolog rolündeki Betty Buckley de etkileyici bir karakter.

Olay örgüsünün ustalıkla kurgulandığı Split’te kırılma noktası olarak adlandırabileceğimiz birkaç sahnede, izleyiciden gerçekten de ‘vay canına’ tepkisinin alınacağı tartışılmaz bir şey.

Öncelikle spoiler sayılabilecek birkaç bölümle neden bu filmin sıra dışı bir psikolojik gerilim olduğunu anlatmak istiyorum.

Filmin başlarında kaçırılan kızlar James McAvoy’un birden fazla karakteri olduğunu anlamayıp, bulundukları yerde bir kadın bir erkek iki kişi tarafından alıkonulduklarını düşünüyorlar. Küçük bir çocuk, otoriter bir kadın, toplumda gizlenen sapkın adam gibi birçok karakterin içinde olduğu kişilikler arasındaki diyaloglar ve sesler o kadar gerçekçi ki onları görmeden hepsinin aynı kişi olduğu anlaşılmıyor.

En çok etkilendiğim sahnelerden biri olan filmin sonlarına doğru, köşeye sıkışan genç kıza tam zarar verecekken yaralarını görüp şiddete uğradığını anlayınca, sen safsın diyip uzaklaşması saldırgan karakterin de aslında geçmişinde şiddet ve baskı görerek bu hale geldiğini gösteriyor.

Yaratık karakteri filmin en sürprizli bölümü. İnsan beyninin ne kadar güçlü olduğunu, neler yapabileceğini göstermek için ince düşünülmüş detayları barındırıyor. Aslında hepimizin içinde hem korkak ve çekingen hem de baskın bir taraf olduğu karakter geçişlerinde çok iyi resmedilmiş.

Filmde eleştirebileceğim tek bölüm çok yetenekli ve tecrübeli bir psikolog olan Karen’ın işlerin tehlikeli bir boyuta vardığından şüphelendiğinde çok geç harekete geçmesi ve harekete geçtiğinde de polis desteği istememesi. Kişiliklerin tamamıyla tanışan biri olarak tehlikeli olanların neler yapabileceğini öngörmesi gerekirdi. Eğer polislerin hastasının başına bela açacağını düşündüyse de duygularını işinin önünde tuttuğu için yine mantıksız davranmış oluyor.

En çok etkilendiğim karakter Dennis, kontrolü tamamen elde tutabilen ve kişilikleri gerekli gördüğü şekilde yönlendirebilen bir erkek. Yaratık’ın ortaya çıkması için gereken her şeyi aslında Dennis planlıyor.

Filmi bitirdiğinizde insan beyni hakkında ‘acaba’ ları düşüneceğiniz ve mantık sınırlarınızı esneteceğiniz bir bir durumda bulabilirsiniz kendinizi. Devam filmi olsa ilk filmi izleyen herkesin heyecanlanması kaçınılmaz. Puanı 8/10.