Murder on the Orient Express (2017) İncelemesi
Film İncelemeleri

Murder on the Orient Express (2017) İncelemesi

Agatha Christie’nin en çok okunan kitabı Doğu Ekspresi’nde Cinayet’i sinema severlerle buluşturan Kenneth Branagh, 2017’nin belki de en nostaljik filmine imza attı.

Hem yönetmen koltuğunda hem de başrolde yer alan Kenneth Branagh (Hercule Poirot) dışında Murder on the Orient Express, daha vizyona girmeden kadrosundaki ünlü oyuncularla büyük merak uyandırdı. Penelope Cruz, Johnny Depp, Adam Garcia, Michelle Pfeiffer gibi dünyaca ünlü ve yetenekli oyuncuların performansları izleyiciyi filmin içine daha ilk dakikalarda çekti.

Kitabı okuduktan yaklaşık 10 yıl sonra filmini izleyen biri olarak, kendimi dönem filmi izleyen birinden çok, eskiden çok sevdiğim bir hikayeye kavuşmuş gibi hissettim. Imdb’deki 6.6 puanı biraz haksız buldum. Atmosfer, kurgu ve görselliğe bakarak en az 7.5’lik bir film olduğunu düşünüyorum.

Kitabı okumayanlar için Spoiler sayılabilecek detaylara geçerek, filmin kitap uyarlaması olmanın zorluğuna rağmen ne kadar etkileyici olduğundan bahsetmek istiyorum. Puanın bende de neden 8 ya da 9 olmadığına da değinmeden olmaz.

Bir kitap filme uyarlandığı zaman o dünyanın resmedildiğini görmek benim çok sevdiğim bir şey. Kitapta çok beğendiğim ya da mutlaka olmalı dediğim detayları filmde gördüğüm zaman büyük ölçüde izlediğim yapımı beğeniyorum. Murder on the Orient Express bu bakımdan kitaptan hatırladığım birçok şeyi gösterdiği için belki de, bende olumlu bir izlenim bırakıyor. Stephen King ve Agatha Christie’nin hikaye kurgularının kemiği de detaylara dayandığı için, onların kitaplarını filme çevirirken zaten detayları da alıyor senarist ve yönetmenler. Bir de kitaptaki hissiyatı verebilirse o zaman film gözümde başyapıt oluyor. Mesela IT (2017) gerçekten de kelimenin tam anlamıyla bu tanıma birebir uyuyor. Dünya genelinde en çok izlenen 3. korku filmi olması da bunu kanıtlıyor zaten. Şimdi konumuz Doğu Ekspresi’nde Cinayet’e dönelim. Film karakterlerin kostüm ve makyajlarıyla kitaptaki betimlemeleri yüzde 80 yansıtıyordu. Sadece Johnny Depp’in oynadığı Edward Ratchett benim hafızamda daha rahatsız edici bir tip olarak kalmıştı.

Filmde performansından en çok etkilendiğim oyuncu, gençliğinde de aktris olan Caroline Hubbard’ı canlandıran Michelle Pfeiffer’dı. İzlediğim her filminde enerjisinden çok etkilendiğim bir isim olduğunu söylemem gerek.

Hikayeyi bilenler için, ilk okuduklarında herkesin en çok hayret ettiği nokta olan, trendeki 14 kişiden 12’sinin cinayetin içinde olması aslında bütün hikayeyi bu kadar etkileyici yapan şey. Belki de Agatha Christie’nin  bu yüzden en çok okunan kitabı Murder on the Orient Express oldu. Benim de ilk okuduğum Agatha Christie kitabıydı.

Filmin sonunda adalet duygunuzu derinden sorgulayacağınızı söylemem gerek. Hercule Poirot başından beri suçluları yakalamak ve polise teslim etmek için yaşıyormuş gibi görünse de hikayeyi çözdüğünde 12 katilin de masum olduğuna karar verdi ve bir şey yapmadı. Bir çocuğun ölmüyle hayatları darmadağın olan 12 kişi sadece yeniden nefes aldıklarını hissetmek istiyorlardı ve bunun için, o küçük çocuğu öldüren canavarın ortadan kaldırılması gerekiyordu. Aynı durumda olsam ben de Hercule Poirot’la aynı kararı verirdim.

Filmin neden benden çok yüksek bir puan almadığına gelince:

Agatha Christie’nin tüm kitaplarında hikaye hızlı akar. Kendinizi kaptırırsınız ve çoğu zaman 150-200 sayfa olan bir kitabı heyecandan aynı gün içinde bitirirsiniz. Filmde ise bariz şekilde her şeyin fazla durağan gittiği anlar vardı. Konunun daha akıcı ve hızlı ilerlemesini isterdim.

Yine de yakın zamanda film gecesi yapmayı düşünüyorsanız Murder on the Orient Express ilk 5 listenizde olmalı bence.