Black Mirror III. Sezon Incelemesi
Sinema

Black Mirror III. Sezon Incelemesi

Merhaba.

İlk iki sezonun ardından “üç-dört ne zaman geliyor?”, “hayır, yazsan eline mi yapışır” sorularının yoğumlaşması nedeniyle III. sezonu da yazmak farz oldu. Evet, bu demek oluyor ki dört de gelecek. Dizi üstüme kaldı da denilebilir. Neyse, tanrıya şükür sezonda çok olmasa da izlemeye değer anlar oldu.

1 – Nosedive

Dünya’da sosyal medya çılgınlığı giderek artmış ve hayatın daha büyük bir bölümünü işgal etmeye başlamıştır. Kişiler birbirine puan vererek bireylerin kalitelerini belirlemekte, verilen puanlar da hayat standartlarını önemli ölçüde etkilemektedir. Güzel ginger kahramanımız Lucie de hayallerindeki eve taşınmak için başvurduğunda puanının yetmediğini öğrenir ve arttırmak için elinden geleni yapmaya başlar.

Öncelikle bölümün ana fikri baştan oturtulduğu için 60 dakika bir hayli uzun kalıyor. Özellikle dandik yerli yapımlar misali yolda aksilik üstüne aksilik geldiği anlar bir hayli sıkıcıydı. Çok rahat 40-50 dakikaya sıkıştırılabilirdi. Ayrıca onca gereksiz yol macerasından sonra akılda kalıcı bir tirad beklerken (tirad klişe kaçardı dediğinizi duyar gibiyim ancak o kadar yol sahnesini telafi ettirecek bir atraksiyon olmak zorundaydı) yapılan manasız konuşma da tuzu biberi oldu. Ana fikri ve başrolün güzelliği dışında akılda kalan bir kesit veya replik yoktu.

“Gerçekten toplum bu kadar kötüye gidebilir mi?” diye düşündüğünüzde de biraz evet biraz hayır cevabı ortaya çıkıyor. Dizideki karakterlerin günümüzde birebir kopyalarının var olması yönünden evet, olabilir ancak hali hazırda hatrı sayılır sayıda kişinin, insanların sosyal ortamdaki sahteliğini fark etmesi ve insan psikolojisinin kaldıramayacak olması açılarından zor. Her ne kadar adaptasyon yetisine güvensem de insanoğlunun bu kadar sahteliği bünyesinin kaldıramayacağı ve intiharlarla sonuçlanacağını düşünmekteyim.

Başrol ise günümüz insanını iyi yansıtıyor. Zira başkalarının tecrübelerinden yararlanmaktansa başına kötü bir şey gelmeden öğrenememe durumu iyi özetlenmiş. Dizdeki kahramanımız da kardeşinin sistem ile ilgili söylediklerini kulak arkası yaparken nedense başına bir sürü şey geldikten ve aynı sistem eleştirisini bir yabancının ağzından duyduktan sonra hatasının farkına varıyor.

Sezonun en bitmeyen ve sıkıcı bölümüydü hatta en kötüsüydü diyebilirim. İzleyenler üzerinden edindiğim gözlemlere göre de ne yazık ki izleyip beğenenler arasında dahi kimse üzerine alınmamış. Sanırım sinema eleştiri konusunda en zayıf araç. Ne olursa olsun izleyeyici “beni değil ki yanımdakini eleştiriyor” mantığından çıkamayıp yapıma bir eğlence (entertainment) ögesi olarak bakmaya devam ediyor.

 

2 – Playtest

Cooper babasını kaybetmesinden sonra arasına soğukluk giren annesinden bir süre uzaklaşmak adına dünya turuna çıkar ve İngiltere’ye varır. Orada güzel bir kızla tanışır ve yeni çıkacak olan bir oyun projesi için tester (daha ziyade kobay) arandığını öğrenince eğlence ve bilgi sızdırmak amaçlı katılmaya karar verir. Proje ise VR’ın birkaç seviye ilerlemiş halidir. Tasarlanan korku oyununda artık direkt oyunun içine girilebiliyordur, tabi sonrasında oyunun sizin içinize girmesi var orası ayrı. Uzun lafın kısası korkulardan korku beğenen Cooper oyundan çıkmaya karar verirse de telefonunun yaydığı sinyal makineye zarar verir ve beyin hücreleri tamamen yanar.

Rüya içinde rüya, oyun içinde oyun veya simülasyon içinde simülasyon birbirinden farklı olduğu takdirde beni sıkmaz o yüzden bölüm fena değildi. En azından bir önceki bölümün aksine heyecanlıydı ve sıkıcı kesinlikle değildi. Ancak telefon sinyali yüzünden beyin yanma olayı bölüme puan kaybettiren yönlerden. Yine başarısız bir final. Bu kadar hayati bir konuda “lütfen telefonunuzu kapatınız” denmez, sağlığı tehdit eden ne varsa elinden alınır. Hele hele bilgi sızdırma konusunda bu kadar hassassalar kemerine kadar çıkarttırırlar.

Çok iyi veya çok kötü ya da üzerinde çok fazla düşündürecek, konuşturacak bir bölüm değildi. Ancak köşk detayı gayet güzeldi. Resident Evil’daki köşkleri hatırlattı bir an ayrıca IMDB sayfasında gördüğüm kadarıyla ana karakterin soyadı da Redfield imiş. Büyük ihtimal Resident Evil’dan dolayıdır. Claire ile Chris Redfield’ın baba tarafından kuzenidir.

3 – Shut Up And Dance

Kenny fast food zincirlerinin birinde çalışan bir gençtir. Bir gün dizüstü bilgisayarının başında mastürbasyon yaptıktan sonra posta kutusuna bir e-mail gelir. (Evet, geçiş hızlı ver sert oldu ancak giriş paragraflarını yazmak ayrı okumak ayrı sıkıcı geliyor). Bir de ne görsün? Bir takım hacker dizüstü bilgisayarının üzerindeki kamera sayesinde Kenny’nin mastürbasyon yaparkenki hallerini kayda almışlar. Sonrasında da hackerlar Kenny’e verecekleri görevleri yerine getirmediği takdirde ellerindeki görüntüleri sızdırmakla şantaj yaparlar. İlk görevini tamamladığında diğer kurbandan görevleri yerine getirdiği takdirde kurtulacağını öğrenirse de bilmediği hayati bir detay vardır. O da hackerların kimseye görüntüleri sızdırmayacağı taahüdünü vermemesidir.

Bölümü izlediğimde gayet etkileyici geldi. Sonrasında da direkt Mavi Balina oyununu hatırlayarak internette birkaç arama yaptım. Dizinin üçüncü sezon yayınlanma tarihi 2016 sonu iken medyadaki ilk Mavi Balina haberlerinin 2017 başlarına dayandığını gördüm. Yani Piggate’ten sonra bir tahmin daha gerçekleşmiş gibi oldu.

Bölümde birkaç ufak tefek konu nokta dışında mantık hataları veya açıklar yoktu. Sadece Hector’un benzincide bir tanıdığına denk gelmesi biraz tuhaf kaçtı. Araba yolculuğundan hikâyeye dair hiçbir şey öğrenmedik. Zaten oldum olası bu dizilerdeki denk gelmelere de bayılmışımdır. Sinir veya kırgınlık sonrası sahil kenarına giden kişinin gayet rahat bulunması, başrolün onca gece kulübü içinde onlarca kişi arasından kendisini aldatan sevgilisine denk gelmesi ve saniyesinde fark etmesi, yapılan araba kazasında çarpılan kişinin tanıdık çıkması vs vs. Hani 32 hanelik köyde insanlar birbirlerine bu kadar denk gelmiyordur.

Bu tarz yüz kızartıcı suç işleyenleri böyle kullanıp sonrasında cezalandırmak fikri güzel gelse de fazla seyircilere oynanıyor hissiyatı da doğurmuyor değil. 2-2’deki White Bear’dan sonra bu bölümü de izleyince aklıma direkt her tecavüz olayında “idam gelsin” diyenler geliyor. Tabii ki hiçbir suç ki hele hele yüz kızartıcı suç cezasız bırakılmamalı ama hemen “asalım, keselim, hayatını cehenneme çevirelim” tarzı görüşler de biraz toplumun gazını almaya, adalet hassasiyetlerini okşamaya yönelik olduğu izlenimini veriyor. En son Michael Moore’un belgeselinde, oğlunu öldüren adamın beş yıldızlı otel konforundaki cezaevlerinden birinde kaldığını gören babayı hatırlayınca bu tarz cezaları vermenin veya düşünmenin de ne kadar vahşi olduğunu veya iyi sonuçlar doğurup doğurmayacağını düşünüyorum. Sonra aklımdaki ceza yöntemi de biraz aşırı kaçtığından işin içinden pek de çıkamıyorum. Zaten adalet dediğiniz iki ucu ballı çubuk kraker. Neresinden tutsanız elinize yapışıyor.

Lâkin ceza seviyelerinin değişiklik göstermesi ölçülü olmuş. Pedofillere ölümüne dövüş verilirken, diğerleri ise sadece afişe edilerek kurtuluyorlar ancak tabii ki en ucuz kurtulan filmin sonunda ölen karakter oluyor. Hoş hâlâ cüsse olarak avantajlı olmasına rağmen banka soyarken korkudan altına işeyen birisine karşı nasıl kaybetti onu da anlamak namümkün.

Tabii işin diğer korkunç boyutu da insanın evinde kullandığı bilgisayardan, telefondan bilgilerine ulaşılması. Her ne kadar bu bölümde bu, pedofil ifşası ve cezalandırılması için kullanıldıysa da insanın internetteki her yazışması, her beğenisi de biraz korkutucu oluyor. Mesela şu yazıyı yazıp bitirdikten hemen sonra daha yayına girecekken Cambridge Analytica skandalı ortaya çıktı. Zaten Mark Zuckerberg’in internetteki; masasının üstünde duran laptop’unun kamerasını ve ses çıkışını bantladığı fotoğrafı korku yaratmışken bu skandaldan sonra da insan paylaşımlarının hatta beğenilerinin bile ileride kendisi aleyhine kullanılacak olmasından korkuyor.

Son olarak dehşete kapılmış ruh halini çok iyi izleyiciye geçiren Alex Lawther’a da ayrı bir paragraf açmak gerek diyorum ve paragrafı da sadece bu bir cümleyle bitiriyorum, zira zaten 2 oyuncu vardı ve iyiydi oyunculuklar. (hoş birkaç bir şey daha yazıp paragrafı uzatsam görüntü olarak daha hoş olurdu, zira fotodan sonra iki cümle hemen sonra bir resim daha, biraz resim yoğunluğu yaratıyor ancak ne yaparsın olmayınca olmuyor. İşte böyle böyle paragrafı uzatıyoruz)

 

4 – San Junipero

Sezonun ilk bölümündeki ginger’dan güzel olmasın yine bir başka güzel ginger Yorkie, gittiği bir diskoda siyahi güzel (bu cümle de ne “güzel” yaptı yalnız, baya kullandım. Siyahi güzel Şekil 1.A‘da verilmiştir) Kelly ile tanışır ve hoşlanır. Sonrasında yakınlaşsa da Kelly bağlanmak istemediği için tıpkı diğer ilişkilerinde yaptığı gibi ondan kaçar. Yorkie’nin Kelly’i arayışları esnasında öğreniriz ki bir nevi bir simülasyonun içindedirler. (Bu sene de iyi simülasyon yaptı yalnız). Aslında kendileri birer avatardır ve gerçek dünyadan yönetilmektedirler ve dilerlerse zihinleri bu sanal ortama aktarılabilmektedir. Kelly’nin kaçış sebebi ise gerçek hayatta ölümcül hasta olması ve öldükten sonra simülasyona geçmeyi düşünmemesidir. Ölen eşi ve kızı gibi o da sadece göçüp gitmek istese de Yorkie’ye olan aşkına dayanamaz ve sonunda kendini sisteme yükletir.

(Şekil 1.A)

Tamamen eşcinsel bir ilişkiye dayalı bir bölüm olması açısından yenilikçi buldum desem yeridir. Zira genelde eşcinsel ilişkiler en fazla ana hikâyeyi destekleyen yan ilişkiler olarak ve yine genellikle de komedi dizilerinde falan yer alır. Kendilerine özel bölümleri pek olmaz. Ayrıca bazı bölümlerinin aksine mantık hataları veya çeşitli abartılar olmaması sebebiyle de çok eleştirilecek nokta da bırakmıyor. Konu alınan teknolojinin de insanı düşündürmesi yine sevdiğim yönlerden.

Sistem bir nevi kontrolün sizde olduğu ve süre kısıtlamasının da olmadığı bir rüya gibi. Kendinizi istediğiniz gibi yaratıp istediğiniz zamanda yaşayabiliyorsunuz, her türlü eğlence mevcut vs vs. Ancak gel gelelim insan psikolojisi buna ne kadar dayanabilir? Eğlencenin daha da abartıldığı “bataklık” bölgesinde neredeyse mutlu olan kimse yok. Lâkin başrollerde durum farklı. Kısaca böyle bir durumda aşkı buldun buldun, bulamadın eziyet. Gerçi gerçek yaşam da öyle ya, neyse. Dolayısıyla sistemin insanların hayatına güzellik mi yoksa kötülük mü katacağı pek belli değil. Bölümün mutlu sonla bitmesi biraz Black Mirror geleneklerine aykırı. Genelde rüya gibi görünen teknolojilerin hayatımıza ne kadar zarar verebileceğini gösteren dizinin bu bölümde böyle bir final yapması enteresan. Yine de sosyal medyaya olan bu bağlılığın çok daha gerçekçi versiyonu olan bu sisteme insanların bağımlı olup gerçek hayatı reddetmesi yüksek ihtimal gibi görünüyor. Bu bölümün bir de gerçek hayattaki karşılığını konu alan bölümü olsa gayet iyi olur.

Her şey bir yana konuya daha gerçekçi bakacak olursak böyle bir teknoloji olsa yüksek ihtimal erişimi çok kısıtlı olurdu. Zaten hayatını o sistemdeki kadar mükemmel yaşayanlar sisteme erişir, orta veya alt sınıfın sigortası ise sistemi karşılamazdı veya zenginler premium özelliklerden yararlanırken sıradan kesim kısıtlı özelliklere erişebilirdi. Atıyorum, bataklığa erişimleri olmazdı mesela veya sadece seçtikleri iki onluk dönemde gidip gelebilirlerdi. Bazı şeylerin hayali bile güzelken bazı şeylerin ise hayali güzeldir. Böyle dizilerde görelim ancak gerçek hayata sirayet etmesin.

5 – Men Against Fire

Stripe bir ordu mensubudur. Gelen ihbarlar üzerine dahil olduğu ekiple birlikte “böcek” avına çıkarlar. Çıktığı ilk avda iki böceği avlayan Stripe böceklerin birinin elindeki “emp”imsi bir alet tarafından etkilenir ve beynindeki chip zarar görür. Gittiği ikinci baskında da fark eder ki öldürdükleri böcekler aslında insandır. Sonrasında her ne kadar insanlara yardım ederse de ele geçirilir. Öğrenir ki tetiği çektikten sonra vicdan azabı hissetmemesi için çip, insanları bir yaratık gibi görmesini sağlamıştır. Karşı gelse de sisteme kendisi gönüllü olarak dahil olmuştur ve bir çıkar yolu da yoktur. Ömrünü ya ihanet suçuyla hapishanede öldürdüğü insanların görüntülerini tekrar tekrar izleyerek geçirecektir veya resetlenip her şeyi unutarak masum insan avına devam edecektir.

Sezonun en iyi hatta Black Mirror’ın en iyi ilk üç bölümü arasında yer alması gerekirken nedense düşük bir puan almış bölüm Men Against Fire’ın incelemesine hoş geldiniz. Evet, bölümün daha başlarındaki koku alma olayından sonra “herhalde yine bir simülasyonın içindeler veya robotlar” gibi bölümdeki bit yeniğini çabuk fark ediyorsunuz ancak final sahnesi durumu fazlasıyla toparlıyor. Ayrıca karaktere sunulan seçeneklerde kişiyi ikilemde bırakmak adına yapılacak en başarılı kurgu. En azından The National Anthem’daki (1-1) gibi saçma sapan ve zorlama bir ikilem değil. Ayıca insanların düşündüğümüzün aksine birbirini öldürmeme veya öldürememe konusunda verilen bilgiler de şaşırtıcıydı. Tamam birbirimizi sürekli etiketleyerek ötekileştiriyor hayatlarını zindana çevirmek için elimizden geleni yapıyoruz ama iş öldürmeye gelince o kadar da istekli değilmişiz. Bölümde de bunu ortadan kaldırma ve vicdan azabını sıfıra indirme adına bu teknoloji devreye giriyor. Şahsen bana ilginç geldi. Ancak demek ki genel kitle 1-1 gibi saçma, 1-2 gibi basit veya 3-1 gibi sıkıcı bölümleri daha çok beğeniyor. Üzerinde düşündüren bölümler yerine “izledim, sonu da güzeldi, eğlendim, hepsi bu kadar” tarzı çabuk tüketilen ve akılda pek kalmayan bölümler daha çok seviliyor. İlginç. Halbuki doğru düzgün bir finalden bahsediyoruz, hani şu birçok bölümde göremediğimiz şey.

6 – Hated In The Nation

Kahramanımız Karen Parke cinayet masasında çalışan bir dedektiftir. Gazeteci Jo Powers’ın ölümü üzerine olay yerini incelemeye gider. İlk izlenimler kadının, evdeki tek kişi olan kocası tarafından öldürüldüğü yönünde olsa da bunu kanıtlayan bir şey çıkmaz. Kocasının anlattığına göre eşi çılgına dönmüş ve kendini öldürmeye çalışmıştır. Sonrasında rapçi Tusk’ın da aynı tavırları sergilediği görülünce insanları bu hale getiren şeyin ne olduğu herkesi giderek meraklandırır. Her iki kurbanın da beyninde bir cisim olduğu saptanır ve cisim çıkarıldığında çiçekleri döllemeleri için üretilen robot arılar olduğu görülür. Arılar bir hacker tarafından ele geçirilmiş ve sosyal medyada adına en çok nefret mesajı atılan kişileri öldürmek için kullanılmıştır. Arılar bir şekilde vücuda girerek beyne ulaşıp oradaki acı merkezini harekete geçirerek kişiyi acısına son vermek için intihara sürüklemektedir. Sonrasında da final hamle olarak arılar, bu nefret mesajlarını atan kişileri öldürerek toplu katliam yapmak için kullanılır.

Bölümdeki tema nefretin sosyal medyadaki hızlı yayılışı. Peki, bu nefret dolu söylemler göze hoş gelmese de kişilerin bunları atmasını engellemek tam olarak nasıl bir sonuç doğurur. İnternette yapılan bu tarz vahşi yorumların çoğu kırıcı ve örseleyici olsa da bence şahısların deşarj olmalarını, en azından gerçek hayatta fiili bir eylemde bulunmamalarını sağlar. Bu tarz yazılar engellendiğinde insanlar daha öfkeli olmazlar mı? Sinirli bir insana “sakin ol” demenin mevcut öfkeyi ikiye katlaması misali öfkelerini bir şekilde dışavurmuş olmalarını engellemek onları daha da kudurtmaz mı? Ha sözler eylemlerden daha yaralayıcıdır derseniz ona bir şey diyemem. Sözsel olarak daha kibar ancak eylemde daha yumrukperver bir topluluk oluşacağını düşünmekteyim.

San Junipero’da kısa zamanlı bir romantizm kaynaklı hedeften sapma yaşandıysa da sonraki bölümlerde yine öze dönülmüş. Yine insanların ağzı sulanarak baktığı bir teknolojinin nasıl büyük yan etkiler yaratacağı vurgulanmış. Her ne kadar 90 dakika biraz uzun geldiyse de pek olmasa da olur dedirten sahne yoktu.

Gelelim eksik bulduğum yönlere. Karen ve tayfasının 3. Kurban Clara’nın yanına sıfır hazırlıkla gitmesi bir hayli manasız. Bu arılar belli ki vücuda delikler yoluyla giriyorlar ve inanmayacaksınız, vücuttaki delikler de belli. Bir bomba imha kıyafeti veya hiç olmadı arıcı kıyafeti getir. Tipik iç güvenlik prosedürü diye hemen bir safehouse’a göndermeyle iş biter mi? Hadi onu geçtik, devlet başkanı tehlike altındaysa tüm giriş ve çıkışları mıknatıslı bir oda yaparsın yapıştırırsın oraya buraya. Olmadı itici olarak kullanıp arıları odanın dışına doğru iterek bir nevi force field yaratırsın. Hayır arının bütün bileşenleri mi karbon fiber veya alüminyum? Teknoloji o kadar gelişmiş bir EMP mi yok ortada? Yarım akıl Batman bile ilerde bize tehdit oluşturur diye Superman’e karşı elinin altında bir tutam kriptonit bulunduruyor, bu teknolojiye karşı yarın bir gün sarpa sararsa diye hiç mi düşünülüp tedbir alınmamış? Gerekirse halkı sarjlı elektrikli süpürgelerle meydanlara çağırırım yine yakalarım o arıları. Hayır dizi Türkiye’de geçse hiç takılmayacağım ama durum öyle değil. Ayrıca yine manasız bir final söz konusu. Öyle ki bölümün başlangıcını ve ilerleyişini yazan kişilerle sonunu yazan kişilerin aynı olduğuna inanmak zor. Adam o kadar ince ince işlemiş planını ve emaysiks falan kimse tarafından yakalanmamış ancak bölümün sonunda bizim sarışın hanfendi tek başına onu buluyor. Hayır izini nereden sürdün? En azından baskın yaptıkları evde gözü bir şeye ilişseydi, yerden bir item alsaydı yine kötü finali kurtaramazdı ama biraz olsun hafifletirdi.

Ayrıca Karen’ın aksanına değinmeden de edemeyeceğim. Her ne kadar aktris Glasgow doğumlu ise de aldanmayın arkadaşlar. O aksan İskoç Aksanı falan değil, olsa olsa Holywoodize edilmiş İskoç Aksanı olur. Zira böyle tane tane konuşulan, her kelimesini anladığınız aksan İskoç Aksanı olamaz. İnanmayanlar Frankie Boyle izlesin, asıl Glasgowlu odur. Ben altyazısız anladığım aksana İskoç Aksanı demem.

İlk üç bölüm çok heyecan vermese de son üç bölüm nispeten toparlıyor. Yine de önceki sezonlara göre çok olmasa da biraz üstüne koyma söz konusu. Gelgelelim final yapamama geleneği yine devam ediyor. Koca sezonda 5. Bölüm dışında finali akılda kalan bölüm yok bir de normal bir finali olan 4.bölüm var hepsi bu. Onca engel aşılarak gelip yapılan berbat bir konuşma, telefonu içeri almamayı akıl edemedikleri için beyni yanan genç, korkudan altına yapan gencecik ergenin kendinden kalıplı adamı yenmesi, koca istihbarat örgütünün bir şey yapamadığı hackerı tek başına yakalayan kadın. Umarız sonraki sezonlarda toparlar. Bence 8.2’lik bir sezon.