Wonder Wheel (2017) İncelemesi
Film İncelemeleri

Wonder Wheel (2017) İncelemesi

Wonder Wheel incelemesini yazarken söze nasıl başlasam diye düşündüğümde aklıma ilk gelen, Woody Allen‘ın diğer filmlerine kıyasla entrika ve aksiyon bakımından çok yükseklerde gezmeyen bir film oluşu. Zaman zaman yüzünüzde buruk bir gülümsemeye yol açan repliklerle süslenmiş senaryo aslında tahmin edilebilir olmama kaygısından uzak yazılmış. Çoğu dram ve komedi filminde konudan çok konunun nasıl işlendiği seyirciyi etkileyen şey malum, Wonder Wheel de aşk üçgenini nasıl işlediğiyle seyircinin sempatisini kazanıyor.

Kate Winslet, The Reader filmindeki gibi fazlasıyla kusurları olan ve bu kusurlarıyla bir bütün olan kendi dünyasında hapsolmuş bir kadını canlandırıyor. Sonuna kadar izleyip de oyunculuğu bakımından en çok hangi aktristen etkilendin deseler kuşkusuz Kate derim. Sıradan hayatların içinde, sıradan olaylarda boğulan, boğulduğu denizden çıkmak yerine kollarını iki yana açıp her şeyi oluruna bırakmış bir karakter ‘Ginny’. Yaşına göre fazlasıyla cazibeli, tutkularını asla göz ardı etmeyen ancak radikal değişiklikler yapmaktan da kaçınan biri.

Bir de tam bir ıssız adam karakterini canlandıran Justin Timberlake’in Mickey karakterini es geçmemek lazım. Hayata bakış açısı tam olarak ‘beğenirim hepsini, ayıramam’ diyen Murat Boz misali. Orta yaşlı ve evli bir kadından da etkilenebilir, fazlasıyla genç ve hayat dolu bir kızdan da. Gerçi kadınlardan biri Kate Winslet, diğeri Juno Temple, çok da enteresan bulmamak lazım bu yaklaşımı. Mickey karakteri filmde fazlasıyla kendini köşelere, kalıplara sığdırmaktan kaçınan, hayatı siyah ya da beyaz yaşamak zorunda hissetmeyen biri. Aslında bir bakıma mükemmeliyetçi insanların her şeyi irdelemekten yoruldukları anlarda özendikleri kişiliklerden. ‘Keşke ben de her şeyi olduğu gibi görebilsem’ diye iç geçirenlerin hayallerini yaşayan genç ve yakışıklı bir adam kısacası. Ancak o da filmdeki diğer her şey gibi olağan sınırlar içinde. Zeki ama çok zeki değil, esprili ama çok komik değil, cesur ama gözü kara değil gibi gibi.

Wonder Wheel’in en masum karakteri, üvey annesinin sevgilisiyle görüştüğünden habersiz heyecanını paylaşan, Juno Temple’nin canlandırdığı Carolina. Geçmişte evi terk etmiş olmanın aslında yanlış bir karar olduğunu anlamasıyla babasının göstereceği tüm tepkileri göze alıp eve geri dönen, kalbini de güvenilmez Mickey’e kaptıran Carolina tüm film boyunca kelebek gibi oradan oraya uçup duruyor.

Filmde en sevdiğim karakter Ginny’nin ilkokul çağındaki oğlu. Bütün film boyunca etrafındaki yetişkinlerin şiddetli duyguları arasında bastırılmış benliğini sonunda ne ceza alacaksa alsın yangın çıkararak gösteriyor. Kendini anlatma biçimi yangın çıkarma. Hiç beklemediğiniz anlarda bu küçük çocuğun bir yerlerde ateş yakma fırsatı bulup yasakları deldiğini görüyorsunuz. Yaşı en küçük ama en cesur karakter. Senaryoda uçlarda gezinen tek kişi bile diyebiliriz. Sonlara doğru işler karıştığında insanların hayatlarını ciddi anlamda etkileyecek bir yangın çıkaracağını düşündüm ama yangınlar her zaman sıradandı. Bu da filmin tahmin edilememe kaygısı olmadığı halde şaşırttığı anlardan biriydi.

Bir bütün olarak Woody Allen filmi olduğunu fazlasıyla hissettirse de ortalamalarda gezinen ve buruk gülümsemelerle hatırlanacak bir film. Belki de onu enteresan yapan bu özelliğidir. Adından da anlaşılacağı üzere tüm karakterlerin hayatları bir dönme dolabın içinde sıkışıp kalmış gibi. Dışarı çıkacak imkan ve cesareti bulamadıklarından bu şekilde yaşayıp gidiyorlar.