Red Sparrow (2018) İncelemesi
Film İncelemeleri

Red Sparrow (2018) İncelemesi

Jason Matthews‘un Kızıl Serçe Romanından aynı isimle uyarlanan casusluk filminde ilk göze çarpan şey, senaryoyu Jennifer Lawrence‘ın kendi konserindeki Gitar Solosu olarak yorumlayabileceğimizdir herhalde. İzleyen herkesin hemfikir olduğu cesur sahnelerin yer aldığı, filmde karşı cins üzerinde hissedilebilir bir cazibesi olan potansiyel casusların bu yönlerini aldıkları eğitimle öne çıkararak görevlerini farklı bir tarzda yerine getirdikleri, Jennifer Lawrence’ın canlandırdığı ‘Dominika’ karakteri üzerinden anlatılıyor.

Dominika aslında harika bir balerinken geçirdiği bir kaza sonucu bir süre bale yapamayacak duruma geliyor. Maddi durumu da çok iyi değil ve annesine bakma zorunluluğu da bir araya gelince, fırsatçı casus amcasının ona önerdiği iş teklifini çaresiz kabul ediyor. Baştan sona göründüğü her sahnede katıksız bir kötü adamı canlandıran Dominika’nın amcası Korchnoi (Jeremy Irons) da ahlak değerlerinden fazlasıyla yoksun, herkese her an her şeyi yapabilecek biri. Tüm bunlar bir araya gelince ortaya zorla casus olduğu halde görevini mükemmel şekilde tamamlayacak Dominika çıkıyor.

Senaryoda bir bütün olarak bakıldığı zaman bir mantık hatası ya da yolunda gitmeyen bir şeyler olmasa da, konuyu tek bir karakter üzerinden işlerken, genel kavram olan ‘Kızıl Serçe’lerin ne zamandır var olduğu, efsane isimlerin yaptıkları ya da herhangi başka bir detay anlatılmadığı için zayıf kalan yönleri var.

Hollywood filmlerinin büyük bir çoğunluğunda gördüğümüz Rus ajanları kötüleme durumu Red Sparrow’un her karesinde bulunuyor. Aslında Rus bir ajan olmasına rağmen amcasına olan nefreti ve Amerikalılardan gördüğü iyilik karşısında Dominika’nın da fikirleri ve eylemleri de değişiyor.

Aksiyon seviyesinin sonlara doğru arttığı senaryoda bir James Bond filmindeki binalardan binalara atlama ya da suyun altında dakikalarca nefessiz kalma gibi durumlar yok. Daha çok Dominina’nın yaşadığı huzursuzluk, kaçmak zorunda olma isteği ve tamamen bu işten kurtulmak için bir şeyler planlaması gerektiğini gösteren olayları izliyoruz.

Red Sparrow, casusluk filmi havası verilen biyografi filmi havasında aslında. Senaryo biraz daha detaylı ve aksiyonlu bir planda hazırlansaydı birçok kişinin film çıkışında aylarca konuşmak isteyecekleri bir yapım olabilirdi. Bu şekilde Jennifer Lawrence’ın cesur sahnelerinin olduğu ortalama bir casusluk filmi olarak hatırlanacağını düşünüyorum.