The Perfection (2018) İncelemesi
Film İncelemeleri Sinema

The Perfection (2018) İncelemesi

Richard Shepard‘ın yönetmen koltuğunda oturduğu ve aynı zamanda senaryo ekibinde yer aldığı Netflix filmi The Perfection‘ın birçok konuda beni şaşırttığını söyleyebilirim. Öncelikle Netflix yapımları hakkında bugüne kadar senaryo ve prodüksiyonlarda diziler konusunda filmlere göre daha başarılı ve özgün içerikler çıktığını düşünüyordum. Bu filmle birlikte önyargım kayboldu diyebilirim. Ya da bunun bir önyargı olduğunu düşünüyorum artık. Film her sahnesinin gerekli olduğunu düşündüğüm, gereksiz uzatmaların olmadığı, görsel ve müzik yönünden mükemmel ya da mükemmele yakın olduğunu düşündüğüm birkaç yapımdan biri.

Başrol oyuncusu Allison Williams için bu filmde Charlotte karakteriyle fark yaratan bir performans sergilediğini söylemek çok yerinde olur. Bu rol için başkası olsa olmazmış diye düşündürmeyi başarıyor. Steven Weber‘in de çok başarılı bir kötü adam olduğunu es geçmemek gerek. Filmi izleyip de canlandırdığı karakter Anton’dan tiksinmemek mümkün değil. Aynı zamanda hayat arkadaşı ve iş ortağı rolündeki Alaina Huffman da Paloma karakteriyle alfa kötü adama eşlik eden pasif partnerin hakkını veriyor. The Perfection ile ilgili senaryo mu görsellik mi daha başarılı diye düşünürken karar vermeye zorlanıyorum. İkisi de çok iyi. Sanırım az bir farkla senaryoyu seçeceğim.

İki müzisyenin rekabetini detaylarıyla anlatan filmde, en iyi olmak için verilen mücadele içinde başından sonuna hırs, yetersizlik hissi, haz gibi duygular yoğun olarak gösteriliyor. Çok seçkin bir yatılı müzik okulunun bir zamanlar en ‘gözde’ öğrencisi olan Charlotte annesinin hastalanması sebebiyle kariyerini yarıda bırakıp evine döndükten yıllar sonra yeni bir ‘gözde’ öğrencinin ortaya çıktığını öğreniyor. Annesinin ölmesinin ardından bağımsız hayatına başlayarak kıskançlık olduğunu düşündüğümüz güçlü bir duyguyla rakibi olarak gördüğü Lizzie (Logan Browning) ile tanışmaya, Çin’deki özel bir konsere gidiyor. Lizzie ile tanışmasından sonra gelişen olayların ardından her şey kontrolden çıkmış gibi görünüyor. Gerçekten de öyle mi, yoksa bu karmaşık görünen olaylar basit bir planın işlediğini mi gösteriyor?

Spoiler içeren kısımlar başlıyor dikkat.

Çin’e giderek Lizzie ile tanışmayı planlayan Charlotte, eski müzik öğretmenleri, aynı zamanda yatılı müzik okulunun yöneticileri Anton ve Paloma’yı gördüğüne sevinmiş gibi davranıyor. Aynı zamanda Lizzie’ye karşı agresif tavırlar sergilemenin aksine onunla görür görmez arkadaş oluyor. Lizzie de ona bu okula başlama sebebinin kendisi olduğunu itiraf ediyor ve gecenin sonunda birlikte konser bile veriyorlar. Konser sırasında tatlı bir rekabet olduğunu sezinlesek de yine de birlikte çalmaktan fazlasıyla mutlu görünüyorlar. Çello ile adeta bütünleşen iki müzisyenin provasız, hatasız ve mükemmel düetini izliyoruz. Geceyi de birlikte geçiren iki kadın ertesi günü Lizzie’nin çıkacağı bohem Çin tatiline beraber gitmeye karar veriyor. Tam da bu anda şunu sormak geliyor insanın içinden, Charlotte’u Çin’e getiren şey kıskançlık olmayabilir mi?

Eski bir otobüsle başlayan yolculuk her dakika daha da kötüye gitmeye başlıyor. Sabah uyandığından beri kendisini iyi hissetmeyen Lizzie önce mide bulantısı daha sonra dayanılmaz bir baş ağrısıyla başa çıkmak zorunda kalıyor. Kimsenin doğru düzgün İngilizce bilmediği, derdini anlatmanın mümkün olmadığı bir otobüste kendini yerden yere atan Lizzie Charlotte’dan yardım isteyerek ilaç alıyor fakat durumu her geçen saniye daha da kötüye gidiyor. Otobüsün camına kustuktan sonra Charlotte’un uyarısıyla kurtçukları gören Lizzie kendisinde neyin yolunda olmadığını anlayamıyor ve kısa süre sonra tuvaletini yapmak için inmesi gerekiyor. Otobüsten yaka paça atılan iki arkadaş dağ başında bir noktada ellerinde çantalarıyla kalakalıyorlar. Biraz yürüdükten sonra durum Lizzie için daha da kötüleşiyor ve yine Charlotte’un uyarısıyla kolunun içinde böcek gibi bir şeylerin yürüdüğünü farkediyor. Böceklerin kolundan dışarı çıkıp elini sarmasından sonra Charlotte’a baktığında onu elinde bir satırla görüyor.

Filmin en etkileyici sahnelerinden biri buydu. Charlotte: “Ne yapman gerektiğini biliyorsun” diyor ve Lizzie elini satırla kesiyor. Sonrasında bir hastane odasında uyanıyor ve Charlotte’un yanında olmadığını farkediyor. Charlotte’u elinde satırla görene kadar ondan fazla kuşkulanmamıştım. İnsan plansız bir tatile giderken yanına neden satır alsın ki? Planlı tatillerde de almaz tabi, evet. Sonuçta Charlotte Lizzie’nin elinden böcekler çıkacağını nereden biliyordu? Ya da elini kesecek kadar kötü durumda olacağını?

Burada gerilim filmlerinde iyi kurgulandığında izleyiciyi en çok şaşırtmayı ve etkilemeyi başaran flashbackler başlıyor. Charlotte’u sabah baş ağırısıyla uyanan Lizzie’ye ‘çivi çivi söker’ diyerek alkol vermeden önce elinde ilaçlarla görmüştük. Ancak bu noktada bir şüphe yaratmadı çünkü onunla beraber tatile çıkacak kadar ondan hoşlanıyor gibi görünüyordu. Başından beri annesinin psikolojik tedavi ilaçlarının halüsinasyon etkilerini kullanarak, doğru zamanda doğru uyarıcı kelime ve ortamlarla  Lizzie’nin parazitleri olduğunu düşünmesi için onu manipüle etmişti. Sonra da ortadan kaybolmuştu.

Lizzie artık tek eli olmadığından çello çalamayacaktı. Bu da yine en başta düşündüğüm Charlotte’un her şeyi kıskançlık sebebiyle yaptığı fikrini destekliyordu. Çaresizce müzik okuluna geri dönen Lizzie’yi eğitmenler Anton ve Paloma artık çalamadığı için reddedince, Lizzie intikam almak için Charlotte’u bulmaya gidiyor. Gece vakti evde Charlotte’u etkisiz hale getirip müzik okuluna geri getiren Lizzie, sahibine yoldan top bulup getiren bir köpek gibi karşılanıp okula tekrar giriyor. Bundan sonra en beklenmedik sahneler başlıyor diyebilirim. Tam Lizzie intikamını aldı diye düşünürken flashbackler tekrar başlıyor. Okulda sadece gözde öğrencilerin çalabildiği konser salonunda mükemmel ve hatasız çalmaları için kızların tacize uğradığını görüyoruz. Charlotte Lizzie’nin de sırtında kendisindeki dövmenin aynısından görünce onun da aynı şeylere zorlandığını anlayıp onu kurtarmak için elini kesmesine sebep olan planı hazırladığını söylüyor. Lizzie gözünü hırs bürümüş şekilde mükemmelliğin bedeli olarak nitelendirdiği bu duruma aldırış etmemiş gibi görünüyor.

Süs bebek gibi giydirilip Çello çalmak için özel salona getirilen Charlotte burada bir tutsak gibi dururken Lizzie de içkileri hazırlıyor. Diğer iki eğitmenin de izleyici olduğu olduğu mini bir konser veren Charlotte şarkıyı çalarken küçük bir hatta yapıyor. Ardından Lizzie’nin cezalandırmayı kendisinin yapmak istediğini söylediği sahneye kadar gerçekten de Charlotte için sonun geldiğini düşündürüyor izleyiciye yönetmen.

Tam da burada her şey değişiyor. Filmin en güzel bölümü sonuydu diyebilirim. Gerilimli sahneler ve müthiş müziğin son 5 dakikayı dolu geçirmesinin yanında final sahnesi çok etkileyiciydi. İzleyen birinin aklında kalmaması imkansız ya da imkansıza yakın bir şey. Biri sağ, diğeri sol kolunu kaybetmiş iki müzisyenin aynı çelloyu mükemmel çalması filmin mesajını iletiyordu. Birbirlerini tanıyarak kendilerini bulan iki kadın, birlikte mükemmel oldular.

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*