Once Upon a Time in Hollywood (2019) İncelemesi

Once Upon a Time in Hollywood (2019) İncelemesi

Bu filmi ilk gün izleyenlerden biri olarak, hazır sıcak sıcak izleniyorken; hemen anlatmak istedim. Bence çok doğru ettim.  Meşhurluktan zirvelerden  inmeyen Brad Pitt, Oscar almasına çok sevindiğim ama bir an önce kilo vermesini dilediğim Leonardo Di Caprio ve son yılların kadın starı Margrot Robbie’nin kadroda olması beni Once Upon a Time in Hollywood‘a çeken ilk sebeplerden biri. Tarantino filmi olmasının sevinci içimde gizli, popüler dünyanın çemberine katılarak gittiğim film, fragmanından “harika film geliyor, 23 Ağustos’ta git” dediğim fakat uğradığım hüsranın hesabını hangi fatura verebileceğini kestiremediğim bir durumla karşınızdayım.

Bu film ne anlatıyor? Diye merak edenler, henüz sinema salonlarına uğramayan vardır. O zaman anlatalım. Western filmlerinin aranan oyuncularından Rick,  dizi ve film sektöründe yaşından dolayı istediği gibi yer bulamamakta, bununla birlikte kaybeden kötü adam rollerinden bir türlü kurtulamamaktadır. Rick yanında ekürisi olarak adlandıracağımız, onun birçok filminde ve dizisinde dublörlüğünü yapan Cliff  ile sürekli vakit geçirmektedir.  Dublör niyetiyle başlanan arkadaşlık yolculuğunda Rick’in Cliff’i  özel şoförü tahsis etmesi de bir arada görmemizin nedenlerinden.  Rick’e İtalyan spagetti filmlerinde oynaması için teklif gelir. Rick bunu başta reddeder. Kötü adam rollerinde oynamaya devam eder.  Setlerde kimlik bunalımı ve garip rollerle kendini sorgulamadan geçirir. Bir yandan da Cliff’in hikayesi devam etmektedir.  Dublörlük işi bulamayan Cliff,  arabasıyla gezerken karşısına çıkan kız ile sürekli işaretleşir. Sürekli otostop çeken kızın amacı, film stüdyolarına giden insanlara kendini sevdirmektedir. Oyuncu olmak isteyenlere buradan duyurulur, güzel taktik! Cliff sonunda canı sıkılır ve kızı arabaya kabul eder. Cliff hippilerin var olduğu bir yere gider. Kız onu herkesle tanıştırır. Birbirinden  tuhaf aileye sahip olan kızın arkadaşları veya kardeşleri diyebileceğimiz, ettikleri halttan kimsenin bir şey anlamadığı tuhaf varlıklar olarak kabul edersek hepimiz rahat edebiliriz. Cliff, eski bir yönetmen tanıdığını görür. Bütün bunların yanı sıra film piyasasında yeni yeni tanınan Sheraton Tate ise Roman Polanski’nin eşidir. Kendi filmini sinema salonlarında izleyerek, izleyicinin tepkisini birebir ölçme aktivitesine katılır. Rick ile komşulardır aslında. Rick ise bir film setindedir ve Cliff’ i de bu film setinde bulundurmaya çalışır. Cliff, geçmişinden dolayı pek istenmemektedir. Cliff, rahat durmaz ve ortalık karışır. Ekranda dizisi yayınlanan Rick, İtalyan bir yönetmenden teklif alır.  Bununla birlikte hayatı değişen Rick, zenginleşir; evlenir, çok ünlenir. Fazla ünlenmek ne kadar yararlı diyorum ve sözü sinema salonlarına bırakıyorum.

Rick, orta yaş sendromuna haklı olarak giren ve oyunculukta ünü kaybolan biridir. Cliff ile sürekli birlikte. Kendini alkol almaktan geri bırakmayarak hayatını alt üst etmiştir. İtalyan spagetti filmlerini sevmeyip, onlara mecbur kalmasıyla birlikte fazla egolu fakat özünde yalnız biridir. Cliff ise tek başına yaşayan, eşini öldürdüğü için sevilmeyen biridir.  Sheraton Tate ise oyunculuğun tadını çıkaran genç bir kızdır ve özellikle Polanski olması da en büyük avantajı.

Kara Mizah türünde yapılan bu filmin senaryosu  Rick ve Cliff üzerinde fazlaca durduğundan,  Sheraton karakterini geç göstermesi ile hata yaptığına işaret etmiştir. Belki bu bir stratejidir ama Margrot Robbie sevenleri ve teknik açıdan yanlış gözükmekte. Ayrıca hippilerin orada olduğu kısımların  yeniden yazılması gerekli. Bunun dışında Rick’in eşinin, filmin içinde yeri olması filmin komedi öğesini arttırmak için var olduğunu düşünüyorum ama hikayeye renk katmıyor. Üzgünüm Tarantino, bu sefer olmadı. Hippi karakterlerden fazlaca ümit edilecek malzemeler çıkacakken gereksiz aksiyon sahneleri sadece son  sahnelerde seyirciyi iki güldürelim diyecek aksiyon sahneleri için yazılmış olması seyirciyi hüsrana sürüklüyor.

Onun dışında en sevdiğim sahne diyebileceğim bir sahne Rick’in ağlama sahnesi. Ağlaması komikti, seyirciyi hem düşündürdü hem de güldürdü.

Film popüler sanatçıların bir araya gelişi ile ilgi çekti. Tarantino filmi olduğu için de büyük beklentiler yarattı. Hikayeler arasındaki kopukluk, gereksiz sahneler ve bir şey anlatmayan durumlar hayal kırıklığına uğrattı. Seyircinin bu filme gitmesini; Suicide Squad filminden daha kötüsünün olabileceğini görmesini ve son sahnelerdeki aksiyon sahnesinde kahkaha atıp kendine terapi yapmasını isterim. Ayrıca sinema salonları da artık para kazanmalı.

İlgili Linkler
Film İncelemeleri
Selim Şentürk
Selim Şentürk Sinemecra Yazarı
Yorumlar
  • 1 Yorum
  • Filmi bugün izledim ve yazıdaki serzenişleri haklı buldum.
    Filmdeki son hippi sahnesi bence en iyisiydi. 3 saatin sonunda iyi bir Tarantino sahnesi izlediğimi düşündüm. Birbirinden kopuk bir kaç farklı film izlemişiz gibi geldi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*