Emily In Paris 1. Sezon İncelemesi

Emily In Paris 1. Sezon İncelemesi

Netlix’in  Sex and The City hayranlarını bir araya toplayalım, sal sepeti aşağı  haykırışlarını duyan Darren Star’ın yapımcılığında, bu sıralar oldukça popüler olan bir diziden bahsedelim. Modanın kalbine bir yudum su döken Paris’de geçen eğlenceyi ve dramayı havai bir yapıyla buluşturan Emily In Paris, 20’şer dakika 10 bölüm olarak sizlerle buluşmaya can atıyor.  Fransız kültürünü yakından tanıyacağınız diziyi yakından birlikte inceleyelim.

Emily adında pazarlamacı ve bizim de bayrağımızda mavi kırmızı beyaz var diyerek alt mesajı veren Amerikalı bir genç kızdır. Daha yolun başında, körpecik bir asistan olarak çalışırken Fransa’ya tayini çıkan yöneticisinin hamile olduğunu öğrenmesiyle birlikte Paris’e gidecek kişi Emily olacaktır. Uzaktan ilişkiyi ne Zoom ne Whatsapp diyerek yürütmeye kalkacak cesareti ile birlikte, Paris’e gider. Hiç bilmediği bir kültürde yalnız kalmıştır. Amerika’da olan nişanlısına olan özlemi ile beraber,  kendini işe odaklamaya karar vermiştir.  Slyvie adında yöneticisi, Lou ve diğer ekip arkadaşlarının çorabına taş kaçıracak, rahatlarını bozacak olarak gördükleri Emily’i zorlu bir mücadeleye bırakacaklardır.  Fransızca bilmeyen Emily, Amerikan kültürünü ve bakış açısını Fransız şirketine getirme amacıyla yola çıksa da kültürel farklılıklar, çatışmalar ile kendi yolunu bulmaya çalışan Emily, kendini farklı pazarlama stratejileri ile iş konusunda kanıtlamaya çalışır. Emily Paris’de @emilyinparis adında bir hesap açar. Sosyal medya takipçileri hızla yükselen kahramanımız gittikçe popüler olur. Her konuda başarılı olan Emily, ilişkiler konusunda; kumarda milyoner aşkta çulsuz bir yapı ile birlikte pek de başarılı sayılmaz. Alt komşusu Gabriel’den hoşlanmaya başlar ama tesadüfler peşini bırakmaz. Dil kursuna giderek Fransızcayı öğrenmeye, insanlarla iletişim içerisinde olmaya gayret gösterse de yanlış anlaşılmalar ile bir arada Romalı Perihan’dan Parisli Emily olmaya giden bir yolculuğu olacaktır. Tabii onu yalnız bırakmayan arkadaşları da olacaktır. Mindy isimli bir Çinli bakıcı ile yolları kesişir ve dost başa düşman ayağa diyerek; haydi gidelim , hey ormana halinde birbirlerine sahip çıkarlar.

Karmaşık ilişkiler, Fransız kültürü,  arkadaşlıklar, pazarlama stratejileri ve modanın bir arada olduğu 21. Yüzyılı takip eden popüler bir iş olarak özetleyebiliriz. Emily, Seni yenicem Paris diyerek Eyfel Kulesi’nde bir post mu paylaşacak, yoksa bavuluma şarap koyup anavatanına geri mi dönecek?

Yapım Sex and The City dizisinin kafasında havai, sokakta şıklık modasını her daim estiren, yanlış anlaşılmalara ve karakterin erdeminin etkilerini gösteren, yetenekle her işten güneş balçıkla sıvanmaz halinde başarıyla çıkan ve karmaşık  ilişkilere yer veren senaryo hattına sahiptir. Emily adında sora sora Bağdat bulunur düşüncesiyle gidip, sağa sapmadan düz yolu bulamayız mücadelesi ile Fransa’yı ve kendi gönlünü feth etme yolculuğunu anlatan karakterin çevresinde, sembolik öğelere oldukça yer verir.

Kimmiş bu Emily, derseniz de öncelikle Fransız diline, sonra yaşam koşullarına alışmaya çalışan; kendi ülkesinden çıkınca sudan çıkmış balığa dönen genç bir kızdır. Pazarlama konusundaki farklı fikirleri ve fazla takipçisi ile müşterilerini mest eden Emily, Amerikan kültürünü gizliden gizliden tuz niyetine serpiştirmiyor da değil, gözümüzden kaçmaz. Modaya olan tutkunluğunu San Diego’da çamaşır makinesi vardı da biz mi kuruladık şeklinde bir giydiğini bir daha üzerinde görmediğimiz karakterimiz Sex and The City’nin meşhur karakteri Carrie Bradshaw’ı baz alarak oluşturulduğu ve o dizinin de modacısı olan Patricia’nın çalışmaları ile süslenmiştir.  Arkadaşlıkta Carrie’nin erdemi, aşkta Charlotte olan kızımızdaki iş yeteneğini hangi kaloriferde ısıtsa da bir gram Samantha Jones özelliği yoktur. Biz seni böyle de seviyoruz Emily!

Mindy ise, Emily’nin en yakın arkadaşı olacak Çinli bir bakıcıdır. Aslında ülkesinde bir şarkı yarışmasına katılmış ama müziği bırakıp Paris’te yaşama tutkusu ağır basmıştır. Ailesini karşısına alan Mindy, Emily ile tanışınca kendi yolculuğunda neleri değiştirecektir?

Diğer iş arkadaşlarına gelirsek de Slyvie , bir müşterinin metresi ve firmanın yöneticisidir. Baskın karakterlerin çatışacağı iş yerinde, Emily’e rahat vermeyen bir karakterdir. Diğerleri ise birisi çapkın diğeri dedikoducu ve İngilizce bilmeyenler arasında geçer.

Oyunculuklara gelirsek Lily Collins, performansı ile dizinin halay başı olarak kabul edilebilir. Aksan yeteneği, İngiliz aksanlı Amerikalı oyuncu Fransızcayı da oldukça anlaşılır konuşarak her ülkeden seyirciyi kendisine bağlayacak bir potansiyele sahip. Hepimiz biliyoruz ki bu işi nişanlandıktan sonra düğün parasını çıkarmak için kabul etti. Dijital platformlardan Lilly’e bir çeyrek altın hediye etmesini dileyerek, dizi için doğru bir seçim olduğu açık ve net bellidir.  Diğer karakterlerden ön plana çıkan Mindy ise her sahnede olmasa da dizinin her sahnesinden daha komik olduğunu performansı ve şarkı  söyleme yeteneği ile ifade ediyor.

Dizideki en beğendiğim sahneye gelirsek de ünlü modacı Pierre’nin elbisesini giyen Emily’nin sahnede yaşadığı olay, Fransadaki su ve duş meselesi ve Emily’nin şirkettekilere verdiği sağlam cevapların olduğu anlar diyebilirim.

Kafanız dağınıksa, Nişantaşı sokaklarında  Carrie Bradshaw’ı gözleriniz arıyorsa ve Fransız kültürünü merak ediyorsanız bu iş size göre. Eğer bu işin ruhunu tam anlamıyla kavramak istiyorsanız Sex and The City serisini izleyerek gelin.  Diziyi erkenden bitirip, 2.sezonu heyecanla beklemenin tam zamanı. İyi seyirler.

İlgili Linkler
Dizi İncelemeleri Netflix
Selim Şentürk
Selim Şentürk Sinemecra Yazarı
Tüm Yorumlar0
Scroll Top