Sightless (2020) İncelemesi

Sightless (2020) İncelemesi

Netflix‘te uzun zamandır sevdiğim tarzda bir gerilim filmi bulamadığımı itiraf etmeliyim. Fazla tahmin edilebilir geldiği için son yıllardaki yapımları 2016 ve öncesindekilere göre fazlasıyla eleştiriyorum ve filmi bitirdiğimde genellikle ‘ne oldu şimdi’ diye düşünürken buluyorum kendimi. Başrolünde Madelaine Petsch‘in yer aldığı Sightless beni çoğu açıdan bu bahsettiğim diğer gerilim filmlerine kıyasla mutlu etti diyebilirim.

Filmdeki detaylardan bahsetmeden önce ilk değinmek istediğim konu, olayları dramatize etme kaygısı olmadan yalnızca gerilimi hissettirmek amacıyla görme engelli bir insanın bakış açısını gösterirken, bu filmin çoğu dramaya göre daha etkileyici sahneleri olduğunu düşünmem. Renklerin çok doğru kullanıldığı ve ani ses çıkışlarının da rahatsız etmeden ortaya çıktığı düşünülürse, ortalama bir senaryoyla bile benzerlerinden ayrışırdı. Olumsuz olarak bahsedebileceğim ilk şeyse daha önce Split’i izlemiş olanların olayları tahmin etme ihtimalinin yüksek olmasıdır.

Tanımadığı birinin saldırısına uğradıktan sonra görme yetisini kaybeden bir genç kızın hastanedeki tedavisinin ardından abisinin kendisi için tuttuğunu düşündüğü evde yaşadığı süreci izlediğimiz Sightless’ta verilmek istenen birkaç mesaj fazlasıyla belirgindi. Uzun zamandır keman çalmayı bırakmış başarılı bir müzisyen olan Ellen, hayatının kontrolünü bırakmışken başına gelen saldırı olayı ve sonrasında yaşadıklarının ardından belki de hayatında hiç olmadığı kadar ne yapmak istediğinden emin bir insana dönüşüyor. Film bittiğinde yaşanan her kötü olayın kötü sonuçlanmak zorunda olmadığını düşünmek belki de özellikle içinde bulunduğumuz bu dönemden dolayı insana iyi hissettiriyor. Son 5 yılın filmlerinde kötü sonlar ve beklenmedik olaylar yaratma kaygısıyla hazırlandığını düşündüğüm darlayıcı senaryolar gerilim filmlerini bir şekilde sıkıcı hale getirebiliyor. Aynı zamanda festival filmlerinin de gerilim temasıyla daha fazla işlendiklerini fark ediyorum. Ve genellikle akmayan sahneler, neden-sonuç ilişkisi kurulmamış olaylar zinciri, ani öfke patlamaları vb. şeyler gerilim filmlerinde eskiden olduğu gibi keyif almamı engelliyor açıkçası. Belki de ben gerilimi aksiyon ya da polisiyeyle birlikte daha çok sevdiğim için olabilir bu tamamıyla öznel bir düşünce. Ama yine de türü ne olursa olsun özellikle uzun metrajlı bir filmde hiçbir şekilde akıcı bir senaryo olması gerekmediğini düşünmek bence izleyiciye de haksızlık. İnsan izlerken o 90 dakikada en azından neden-sonuç ilişkisi kurulmuş bir olaylar zincirini hak ediyor.

Sightless’a geri dönecek olursak, verilen en belirgin mesajlardan biri de bir şeyleri nasıl gördüğümüzün aslında o şeyi beynimizde nasıl tasarladığımızla çok yakından bir ilgilisi olduğu gerçeği. Bir şeyleri olduğu gibi görebilmek içinse hayattaki her ayrıntıya, her saniyeye dikkat etmek gerektiği fazlasıyla doğru şekilde vurgulanmış.

Oyunculukları ortlalama üstü olarak değerlendirebileceğim bu filmde diğer Netflix gerilim filmlerine kıyasla daha fazla görsel detay olduğunu da belirtmek istiyorum. Aynı zamanda olayların çözülmeye başladığı sonuç bölüm geldiğinde gerçekten de bildiğiniz bir şarkıya eşlik ediyor gibi takılmadan ilerlemesi beni mutlu etti açıkçası.

Bir pazar gecesi filmi arıyorsanız ya da fazla polisiye olmadan bulmaca çözmek istiyorsanız Sightless’ı size tavsiye ederim. Imdb puanı 5.5 bence biraz haksızlık olmuş. Benim puanım 6.6.

İlgili Linkler
Film İncelemeleri Netflix
Duygu Omay
Duygu Omay Sinemecra Yazarı
Tüm Yorumlar0
Scroll Top